Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün

Nā-geh gülicek la‘lüñe kim düşe lü‘ābuñ
Gūyā ki ḥabābı belürür bāde-i nābuñ
Dil kim dökilür ḫūn oluban sīneme gözden
Āteş-gedeye ṭut kim iner ḳanı kebābuñ
Bir gün gözümüñ yaşı beni maḥv ider ey dost
Ṣu üzre s̱ebātı ne ḳadar ola ḥabābuñ
İncinemez aṣlā lebi düşnāmına yārüñ
Ṭa‘mı bilürem acı olur küllī şarābuñ
‘Iḳd-ı ser-i zülfine ṭolaşduñsa Münīrī
Sen daḫı bilürsin ki nedür bellü ḥisābuñ

Günümüz Türkçesiyle

1. Ansızın gülünce lal dudağına bir damla tükürüğün düşse, sanki saf şarabın kabarcığı görünür.

2. Gözden kan olup göğsüme dökülen gönüldür; bunu, ateşgedeye (ateş tapınağına) kebabın kanının inmesi gibi say.

3. Ey dost, gözümün yaşı bir gün beni yok eder; su üstündeki kabarcığın ne kadar sebatı (kalıcılığı) olabilir ki?

4. Gönül sevgilinin dudağının sövmesinden asla incinemez; şarabın tadını bilirim, büsbütün acı olur.

5. Münîrî, onun zülfünün ucundaki düğüme dolaştıysan, sen de bilirsin ki hesabın bellidir (sonun bellidir).

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz altmış ikincisidir (tg 162). Vezin "mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün" kalıbıdır; bu da bu sayfalardaki gazellerin çoğunda kullanılan "fā‘ilātün" ya da "fe‘ilātün" kalıplarından ayrılır. Redif "-uñ" ekidir; Ersoy'un giriş s. 9'daki listesi bu gazeli "-üñ" redifliler arasında sayar. Kafiye "-āb" sesidir: lü‘āb, nāb, kebāb, ḥabāb, şarāb ve ḥisāb. Gazel yalnız VT nüshasında (136a) bulunur; başka bir tanık olmadığı için aparatta bu gazele ait nüsha farkı da kaydedilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin imgeleri sıvılar etrafında toplanır: tükürük, şarap, kan, gözyaşı ve su. Matlada sevgilinin dudağı lal, üstüne düşen tükürük damlası da şarabın kabarcığıdır. Kubbealtı Lugatı Arapça "luâb" kelimesini tükürük, salya diye, "habab" kelimesini de su üzerinde peydâ olan hava kabarcığı diye açıklar. Lal renkli dudak ile kırmızı şarap arasındaki teşbih, damla ile kabarcık benzetmesiyle tamamlanır.

İkinci beyitte âşığın göğsü bir ateşgede, yani ateş tapınağıdır; gönül de bu ateşte pişen bir kebaptır. Gözden kan olup göğse dökülen gönül, ateşe damlayan kebap kanına benzetilir. Kebap ile kan ve ateş arasındaki tenasüp beyti tek bir mutfak sahnesinde toplar. Üçüncü beyitte matladaki kabarcık imgesi başka bir anlamla geri döner. Bu kez kabarcık, kalıcı olmayan bir varlığın simgesidir. Âşık kendini su üstündeki bir kabarcığa, gözyaşını da bu kabarcığı yok edecek suya benzetir. "S̱ebāt" (kalıcılık) kelimesi, kabarcığın kısa ömrünü âşığın varlığına bağlar.

Dördüncü beyitte sevgilinin sövmesi ile şarap karşılaştırılır. Kubbealtı Lugatı Farsça "düşnâm" kelimesini sövme, sövüp sayma diye açıklar. Şarap acıdır, ama içilir; sevgilinin dudağından gelen söz de acı olsa âşığı incitmez. Dudak ve şarap ilişkisi matladan bu beyte kadar sürer. Mahlas beytinde şair kendine seslenir. Zülfün ucundaki düğüme dolaşan kişinin hesabının belli olması, bu tuzaktan kurtuluş olmadığını anlatır. Kubbealtı Lugatı aynı kökten "ukde" kelimesini düğüm ve çözülmesi zor iş diye açıklar; "‘ıḳd" kelimesinin de bu anlam çevresinde kullanıldığı anlaşılıyor. Beyitte "ḥisāb" kelimesinin "bellü" ile birlikte kullanılması, sonun önceden bilindiğini söyler.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar