Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün

Nevā-yı ‘ışḳuña çün ḳıldum āheng
Ne var ḳānūn iderse nālemi çeng
Gözüme ḳan görinür kim dil ü cān
İderler tīr-i ġamzeñçün ḳatı ceng
Gözümden gitme billāh ḳanlu yaşum
Ne ḫoş düşdüñ leb-i la‘line hem-reng
Görüp dil ḳatı göñlin didi yārüñ
Belī āb-ı revān içre olur seng
Şol ucdan baġrumuz ḫūn oldı k’ey dil
Ki ṭutdı şöyle peykān sīnede jeng
Lebüñ sırrın Münīrī ṣormaġ içün
Bulur furṣat velīkin şöyle key teng

Günümüz Türkçesiyle

1. Aşkının nağmesine (nevâ) uymak için akort ettiğim, ona yöneldiğim için, çeng çalgısı iniltimi kendine kanun (kural, örnek) edinse buna şaşılır mı? ("Ḳānūn" hem kural hem bir çalgının adıdır.)

2. Gözüme kan görünür; çünkü gönül ile can senin gamzenin oku için birbiriyle çetin bir savaşa girerler.

3. Kanlı gözyaşım, Allah aşkına gözümden gitme; sevgilinin lal dudağıyla aynı renge ne güzel düştün.

4. Gönül sevgilinin katı gönlünü görünce dedi: Evet, akarsuyun içinde taş olur. (Sevgilinin su gibi berrak bedeninde taş bir gönül vardır.)

5. Ey gönül, bağrımız o uç yüzünden kan oldu ki temren göğüste böyle pas tuttu. ("Uç" hem sebep hem ok ucu anlamıyla okunabilir.)

6. Münîrî, dudağının sırrını sormak için fırsat bulur, ama o fırsat (ya da o ağız) pek dardır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir altı beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz altmış altıncısıdır (tg 166). Vezin "mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün" kalıbıdır; bu kısa kalıp, çevresindeki gazellerin çoğunda kullanılan uzun remel kalıplarından ayrılır. Gazel redifsizdir ve Ersoy'un giriş s. 9'daki redif listesinde yer almaz; kafiye "-eng" sesidir: āheng, çeng, ceng, reng, seng, jeng ve teng. Aynı kafiye birkaç gazel önceki tg 161'de ve tg 154'te de vardır; bu yakınlık bizim tespitimizdir. Gazel üç divan nüshasında bulunur: VT 137a, VY 114b ve Ü 43b. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir mûsikî tenasübü üzerine kuruludur: nevâ, āheng, ḳānūn ve çeng. Kubbealtı Lugatı "nevâ" kelimesine nağme, âhenk, ses anlamlarını verir ve ayrıca mûsikîmizde bir makamın adı olduğunu kaydeder. Kubbealtı Lugatı'nın "çeng" maddesine göre bu kelime harba benzeyen telli bir çalgının adıdır. "Ḳānūn" kelimesi hem kural, örnek anlamıyla hem de bir çalgının adı olarak okunabilir; bu bir tevriyedir. Âşığın iniltisi o kadar ahenklidir ki çeng onu kendine örnek alır. Beyitte "āheng" kelimesinin hem akort hem niyet, yöneliş anlamıyla okunabileceği de düşünülebilir; bu bizim okumamızdır.

İkinci beyitte gönül ile can, gamze oku için savaşır. Aynı kişileştirme tg 161'in dördüncü beytinde de vardır; orada can ile gönül âşıkla "ceng" eder. Üçüncü beyitte kanlı gözyaşı ile sevgilinin lal dudağı aynı renkte buluşur. Âşık gözyaşına gitmemesi için yalvarır, çünkü bu yaş sevgilinin dudağına benzediği için değerlidir. Dördüncü beyit sevgilinin katı gönlünü bir doğa gözlemiyle açıklar: akarsuyun içinde taş olur. Bu söyleyişin bir atasözüne dayanıp dayanmadığını doğrulayamadık. Sevgilinin bedeninin su gibi berrak, gönlünün ise taş olduğu düşüncesi, beyti bir irsal-i mesel havasına yaklaştırır.

Beşinci beyitte "jeng" kelimesi geçer. Kubbealtı Lugatı Farsça "jeng" kelimesini pas, küf olarak açıklar. Göğüste kalan temren paslanmış ve bağrı kana boğmuştur. "Şol ucdan" söyleyişindeki "uç" kelimesi "o yüzden" anlamına gelir; ama temrenle birlikte anılınca ok ucunu da hatırlatır. Bu çift anlamlı okuma bizim tespitimizdir. Mahlas beytinde şair dudağın sırrını sormak için fırsat bulur, ama o ağız da o fırsat da çok dardır. "Teng" (dar) kelimesi, sırrın küçük ağız kadar dar bir zamana sığdığını anlatır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar