Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ġamzeñüñ tīrinden āḫir dil-figār olsam gerek
Mūnis-i derd ü ḥarīf-i āh u zār olsam gerek
Gül yüzüñsüz ḫāk olursam lāle-veş ey ġonca-leb
Bir daḫı dāġ-ı ġamuñla āşkār olsam gerek
Şol sehī servüñ cemāli gül-şenisüz bilmezem
Ebr-i nīsān gibi niçe eşk-bār olsam gerek
‘Āḳıbet pā-būsına yüz sürmek içün dil-berüñ
Bir güẕer-gāhında varup ḫāk-sār olsam gerek
Mihr-i ruḫsārı hevāsından Münīrī ẕerre-veş
Niçe bir şevḳ ile şöyle bī-ḳarār olsam gerek

Günümüz Türkçesiyle

1. Sonunda gamzenin okuyla gönlüm yaralanacak gibi görünüyor; derde dost, ah ve inleyişe yoldaş olacağım anlaşılan.

2. Ey gonca dudaklı, senin gül yüzünü görmeden toprak olursam, lale gibi bir kez daha gamının yarasını (dağını) taşıyarak topraktan baş verip görüneceğim.

3. O düzgün boylu servinin güzelliği olmadan gül bahçesini bilmem; nisan bulutu gibi daha ne kadar gözyaşı dökeceğim kim bilir.

4. Sonunda sevgilinin ayağına yüz sürmek için onun geçtiği bir yola varıp toprak gibi serilmem gerekecek.

5. Ben Münîrî, onun yanağının güneşine duyduğum hevesle zerre gibi daha ne zamana dek böyle özlem içinde kararsız (yerinde duramaz) olacağım.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz altmış dokuzuncusudur (tg 169). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Redif "olsam gerek"tir; Ersoy redif listesinde bu gazeli ve hemen ardından gelen tg 170'i "gerek" redifliler arasında sayar. Kafiye "-ār" sesidir: figār, zār, āşkār, eşk-bār, ḫāk-sār ve ḳarār. Gazel üç divan nüshasında da bulunur: VT 137b, VY 115a ve Ü 43b. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

"Olsam gerek" redifi gazele bir tahmin ve kaçınılmazlık havası verir. Âşık her beyitte başına gelecekleri önceden söyler: yaralanacak, topraktan lale gibi bitecek, nisan bulutu gibi ağlayacak, yol toprağı olacak, zerre gibi kararsız kalacaktır. Bu sıralama âşığın hayatını yaradan ölüme, ölümden yeniden dirilişe uzanan bir hikâye gibi okutur. Matlada gamze ile ok arasındaki bilinen benzetme kullanılır; ikinci mısrada "mūnis-i derd" (derdin dostu) ve "ḥarīf-i āh u zār" (ah ve inleyişin arkadaşı) tamlamaları âşığı dertle ahbap kılar.

İkinci beyit divan şiirinde çok sevilen lale mazmununa dayanır. Lalenin ortasındaki kara leke "dāġ" diye anılır; Kubbealtı Lugatı bu kelimeyi kızgın demirle vurulan damga ve mecazen aşkın, kederin içe işleyen yarası olarak açıklar. Âşık sevgilinin gül yüzünü görmeden ölürse mezarından lale olup bu gam damgasıyla yeniden görüneceğini söyler. Gül, gonca ve lale arasında bir tenasüp vardır. Üçüncü beyitte sevgilinin boyu "sehī serv", yani düzgün selvidir; selvisiz bir gül bahçesi âşığa anlamsız gelir. Nisan bulutu (ebr-i nīsān) bol yağmurun sembolüdür ve âşığın gözyaşlarına benzetilir.

Dördüncü beyitte "ḫāk-sār" kelimesi hem toprak gibi yere serilmeyi hem alçakgönüllülüğü anlatır; sevgilinin ayağına yüz sürmek için yol toprağı olmak divan şiirinin bilinen âşık tavırlarındandır. Mahlas beytinde güneş ile zerre mazmunu kullanılır: güneş ışığında durmadan dönen toz zerresi, sevgilinin yanağına (güneşe) duyduğu hevesle hiç durmayan âşıktır. Kubbealtı Lugatı "mihr" kelimesine güneş ve mecazen sevgi anlamlarını verir; bu yüzden "mihr-i ruḫsār" tamlamasında bir tevriye sezilebilir; bu bizim tespitimizdir. Şairin mahlası "Münīrī" (aydınlatan) ile güneş imgesinin yan yana gelmesi de dikkat çeker.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar