Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Yüregümi delüben böyle baña iş idenüñ
Çāk olur zehresi ḫışmını anuñ işidenüñ
Benden ayru düşeli n’oldı göñül bilmedigüm
İşin Allāh bilür ey dost yabana gidenüñ
Şimdi ta‘līm-i cefā eyler imiş yāra raḳīb
Şöyle oñmaya işi anı aña ögredenüñ
Ġamzesi tīri ḫaṭā itmez anuñ hīc göñül
Rāst gelmezdi işi gerçi iñen ḳan idenüñ
Hīc ṭa‘n itmez idi şi‘r-i Münīrīye faḳīh
Sırrını bileyidi baña anı söyledenüñ

Günümüz Türkçesiyle

1. Yüreğimi delip bana böyle iş edenin (bu eziyeti yapanın) öfkesini işitenin ödü patlar.

2. Ey dost, gönül benden ayrı düşeli ne oldu, bilmiyorum; gurbete (yabana) gidenin işini Allah bilir.

3. Şimdi rakip sevgiliye cefa etmeyi öğretiyormuş; bunu ona öğretenin işi hiç iflah olmasın.

4. Ey gönül, onun gamzesinin oku hiç şaşmaz; oysa pek çok kan dökenin işi (genellikle) yolunda gitmezdi. ("İñen" kelimesini "pek, çok" diye okuduk.)

5. Fakih Münîrî'nin şiirini hiç kınamazdı, eğer onun sırrını bana söyleteni bilseydi. (VY "söyledenüñ" yerine "ögredenüñ", yani "öğreteni" okur.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz altmış yedincisidir (tg 167). Vezin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un giriş s. 9'daki listesi bu gazeli "-üñ" redifliler arasında sayar. Kafiye kelimelerinin hepsi "-en" ile biten sıfat-fiillerdir: iş iden, işiden, giden, ögreden, ḳan iden ve söyleden; "-üñ" eki bunlara eklenir. Gazel iki divan nüshasında bulunur: VT 137a ve VY 114b. VY nüshası mahlas beytinde "söyledenüñ" yerine "ögredenüñ" okur; bu okuyuşla üçüncü beytin kafiye kelimesi tekrarlanmış olur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir cinasla açılır. Birinci mısranın sonundaki "iş idenüñ" (iş edenin, eziyet edenin) ile ikinci mısranın sonundaki "işidenüñ" (işitenin) yazılışta ve söyleyişte birbirine çok yakındır; biri iki kelimeden, öteki tek kelimeden oluşur. TDV İslâm Ansiklopedisi, Münîrî'nin cinas sanatına hâkim olduğunu ve cinasın bütün türlerini başarıyla uyguladığını belirtir. Kubbealtı Lugatı Farsça "zehre" kelimesini öd, safra olarak açıklar ve "zehre-çâk" birleşiğine çok korkmuş, ödü patlamış anlamını verir. Beyitteki "çāk olur zehresi" söyleyişi bu anlama dayanır: sevgilinin öfkesini duyan bile korkudan ödü patlayacak hâle gelir.

İkinci beyitte gönül âşıktan ayrılıp bir yolcu gibi uzağa gitmiştir. Kubbealtı Lugatı "yaban" kelimesini insan yaşamayan ıssız yer olarak açıklar ve kelimenin Farsça "biyâbân"dan geldiğini kaydeder. "Yabana giden"in işini Allah'ın bilmesi, onun akıbetinin belirsizliğini anlatır. Üçüncü beyit bir beddua ile biter. Kubbealtı Lugatı eski Türkçe "onmak" fiilini iyileşmek, düzelmek diye açıklar ve "Allah Allah demeyince işler onmaz" örneğini verir; "işi oñmaya" sözü bu yüzden "işi iflah olmasın" demektir. Rakibin sevgiliye cefa öğretmesi, âşığın bütün öfkesini öğretmene yöneltmesine yol açar.

Dördüncü beyitte "rāst" kelimesi iki yönde çalışır. Gamze oku hiç "ḫaṭā" etmez, yani hedefi şaşırmaz; çok kan dökenin işi ise "rāst gelmez", yani yolunda gitmez. İsabet eden ok ile işi rast gitmeyen kan dökücü arasında bir tezat kurulur; sevgili bu genel kurala bir istisnadır. Mahlas beyti Ersoy'un giriş s. 13'te alıntıladığı bir beyittir. Ersoy bu beyti, Münîrî'nin şiirini sırlarla dolu bir sanat saydığına örnek gösterir ve beyti, şiiri kınayanların bu sırları ona kimin öğrettiğini bilseler bu davranıştan vazgeçecekleri biçiminde yorumlar. Ersoy'un açıklamasındaki "öğretmek" fiili, VY nüshasındaki "ögredenüñ" okuyuşuyla örtüşür; bu bizim tespitimizdir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar