Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Benden çevirdi yüzini tīġüñden özge hep
Ġayrın ḳo bārī zülfüñe de n’eyledük ‘aceb
Āc ile ṣu gibi içerem ḫūn-ı sāġarı
La‘l-i lebüñle olduġıçün şöyle leb-be-leb
Zülfüñ ḫayāli gelse göñül kendüden gider
Uyḫu ṭutar kişiyi belī irse vaḳt-i şeb
Ḳıldum şarāba cümle-i destārını girev
Ṣūfī benümle düşdügiçün ṭaylesānda çep
Gördükçe sürdügüm yüzümi seng-i rāhuña
Yitişse yüz sürer miḥeke şöyle her ẕeheb
Öldi teb-i firāḳ ile hicrüñde çün Münīr
Ḫāk-i mezārı olsa n’ola ṣıtmaya sebeb

Günümüz Türkçesiyle

1. Kılıcından başka herkes yüzünü benden çevirdi; başkalarını bırak, bari zülfüne ne ettik acaba (o da yüz çevirdi)?

2. Kadehin kanını (şarabı) aç birinin su içişi gibi içerim; çünkü kadeh senin lal dudağınla böyle dudak dudağadır.

3. Zülfünün hayali gelse gönül kendinden geçer; evet, gece vakti gelince uyku insanı tutar.

4. Sofu taylesanı yüzünden benimle ters düştüğü için, onun sarığının tamamını şaraba rehin bıraktım.

5. Yolunun taşına yüzümü sürdüğümü gördükçe, her altın (elinden gelse) mihenk taşına böyle yüz sürer.

6. Münîr senin hicranında ayrılık ateşiyle (sıtmasıyla) öldüğüne göre, mezarının toprağı sıtmaya sebep olsa ne şaşılır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir altı beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yirmincisidir (tg 20). Vezin "mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir; kafiye "-eb" sesidir: hep, ‘aceb, leb, şeb, çep, ẕeheb, sebeb. "Hep" ve "çep" kelimelerinde son ses "p"dir; kafiye burada "b" ile "p" arasındaki ses yakınlığına dayanır. Şiir Vatikan (VT 103a), Viyana (VY 84a) ve İstanbul Üniversitesi (Ü 20b) nüshalarında bulunur; aparatta nüsha farkı gösterilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla, terk edilmişliği bir şaka inceliğiyle anlatır. Sevgilinin çevresindeki herkes âşıktan yüz çevirmiştir; yalnız kılıcı ona yüzünü dönmüştür. "Yüz" kelimesi sözlük anlamıyla kılıcın keskin tarafı için de kullanılır; kılıcın yüzünü dönmesi âşığa saldırması demektir. İkinci mısrada zülfün de yüz çevirdiği söylenir: zülf başın arkasına doğru dökülür ve yüzden uzaklaşır. Bu iki anlamlı okuma bizim tespitimizdir.

İkinci beyit bir kıskançlık beytidir. Kadeh, sevgilinin dudağına değdiği için âşık onun "kanını", yani şarabı, aç birinin su içişi gibi hırsla içer. "Leb-be-leb" sözlük anlamıyla hem "dudak dudağa" hem "ağzına kadar dolu" demektir; beyit bu tevriyeye dayanır. Kadehin kanını içmek, sevgiliyle dudak dudağa olan rakipten öç almak gibidir.

Üçüncü beyitte zülf geceye benzer; zülfün hayali gelince gönlün kendinden geçmesi, gece olunca insanın uykuya dalmasıyla açıklanır. "Belī" (evet) ile başlayan ikinci mısra bir hüküm cümlesidir ve tg 13'teki benzer söyleyişi hatırlatır.

Dördüncü beyit sofuya yönelik bir taşlamadır. "Ṭaylesān" sözlük anlamıyla âlimlerin omuzlarına aldıkları bir tür şaldır; "çep" ise ters, sol demektir. Sofu taylesan yüzünden âşıkla ters düşmüş, âşık da onun sarığını meyhanede şaraba rehin bırakmıştır. Rindin sofuyu bu şekilde gülünç düşürmesi divan şiirinin sevilen konularındandır.

Beşinci beyitte altın, mihenk taşına sürülerek ayarı anlaşılan bir maden olarak anılır. Âşığın sararmış yüzü altındır, sevgilinin yolunun taşı da mihenk taşıdır. Altın bile âşıktan öğrenip mihenge böyle yüz sürer. Mahlas beytinde "teb" (ateşli hastalık) ile "ṣıtma" arasında bir tenasüp vardır. Ayrılık ateşiyle ölen âşığın mezar toprağının da sıtma getirmesi, hastalığın ölümden sonra bile sürdüğünü söyleyen bir hüsn-i talildir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar