Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Sen gül-endāmuñ ġamı her cāna kim hem-dem degül
Geçdi żāyi‘ ‘ömri vü her vaḳt’anuñ hem dem degül
Ġonca başın baġladı ġālib ṣudā‘ı var diyü
Çeşm-i bülbülden gül-āb irmişdür ol şeb-nem degül
Lāle n’ola mübtelā-yı dāġ ise göñlüm gibi
Sünbül-i zülfüñ yolında ol hele der-hem degül
Teşne-diller n’eyler eṭrāfında her dem cem‘ olup
Ey dil ol çāh-ı ẕeḳan çün kim çeh-i zemzem degül
Sen gül-endāma Münīri kimse añmazsa ne ġam
Kendü söyler ḥālini sūsen gibi ebkem degül

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey gül bedenli, senin gamın kimin canına arkadaş (hem-dem) değilse, onun ömrü boşa geçmiştir; onun hiçbir vakti de gerçekten yaşanmış bir an (hem dem) sayılmaz.

2. Gonca, baş ağrısı ağır bastı diye başını bağladı; (üzerindeki) o şey çiy değildir, bülbülün gözünden (ona) gülsuyu gelmiştir.

3. Lale gönlüm gibi yaraya (dağ) tutulmuşsa buna şaşılmaz; ama sümbül, zülfünün yolunda (gönlüm kadar) darmadağın değildir.

4. Gönlü susuz olanlar onun çevresinde her an toplanıp ne yapsın? Ey gönül, o çene çukuru (kuyusu) zemzem kuyusu değildir ki.

5. Ey gül bedenli, Münîrî'yi sana kimse anmazsa ne gam; o, süsen gibi dilsiz değildir, hâlini kendisi söyler.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz seksen altıncısıdır (tg 186). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Redif "degül"dür; Ersoy redif listesinde bu gazeli, bir önceki tg 185 ile birlikte bu redifle kaydeder. İki gazelin vezni, redifi ve "-em" kafiyesi aynıdır. Bu gazelin kafiye kelimeleri hem-dem, hem dem, şeb-nem, der-hem, zemzem ve ebkem'dir. Gazel yalnız Vatikan nüshasında (VT 141b) bulunur; neşirde nüsha farkı kaydedilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla tam bir cinasla kurulur. Kubbealtı Lugatı "hemdem" kelimesini Farsça "hem-" eki ile nefes ve vakit anlamındaki "dem"den gelen, samimi arkadaş, dost diye açıklar. Birinci mısrada "hem-dem" arkadaş, dost anlamındadır; ikinci mısrada ise "hem dem", "aynı zamanda an" diye okunur. Sevgilinin gamını kendine arkadaş edinmeyenin ömrü boşa geçmiştir ve onun anları gerçekten yaşanmış sayılmaz. Gazelin ilk iki mısraında aynı ses iki ayrı anlamla kafiye olmuştur.

İkinci ve üçüncü beyitler bir bahçe tablosu çizer. Kubbealtı Lugatı "sudâ" kelimesini baş ağrısı diye açıklar ve Necâtî Bey'den gülsuyu ile baş ağrısını bir arada anan bir beyit örnek verir. Goncanın taç yaprakları başına bağlanmış bir bez gibi düşünülmüştür: gonca baş ağrısından başını bağlamıştır. Üzerindeki damlalar ise çiy değil, bülbülün gözünden gelen gülsuyudur. Kubbealtı Lugatı "şebnem" kelimesini Farsça gece ve nem kelimelerinden gelen çiy diye açıklar. Bülbülün gözyaşı ile gülsuyu arasında kurulan bu bağ, hüsn-i talil sanatına bir örnektir: çiyin goncada bulunmasına şairane bir sebep gösterilir. Kubbealtı Lugatı "dâğ" kelimesini mecaz olarak aşk ve kederin verdiği yanıklık, yara; ayrıca lale ve gelincik gibi çiçeklerin göbeğindeki siyahlık diye açıklar. Üçüncü beyitte kelime bu iki anlamıyla kullanılır; lale bu yönden şaire benzer. Sümbül ise zülfe benzediği hâlde zülfün yolunda şairin gönlü kadar perişan değildir. Kubbealtı Lugatı "derhem" kelimesini karmakarışık, dağınık ve üzüntülü diye açıklar.

Dördüncü beyitte Kubbealtı Lugatı'nın çene çukuru diye açıkladığı "çâh-ı zekan" ile Kâbe yanındaki kuyudan çıkan kutsal su diye açıkladığı "zemzem" bir araya getirilir. Gönlü susuz olanlar çene kuyusunun çevresinde toplanır; şair ise gönlüne o kuyunun zemzem kuyusu olmadığını, susuzluğu gidermeyeceğini hatırlatır. "Çāh" ile "çeh" kelimelerinin aynı beyitte iki biçimiyle geçmesi de dikkat çekicidir. Mahlas beytinde Kubbealtı Lugatı'nın dilsiz, lâl diye açıkladığı "ebkem" kelimesi kafiyedir. Şair, kendisini sevgiliye anan kimse olmasa da süsen gibi dilsiz olmadığını, derdini kendisinin söyleyeceğini belirtir. Böylece gazel, bahçe çiçekleriyle başlayan benzetmeleri bir başka çiçekle kapatır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar