Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Bendedür şehd-i mükerrer lebüñe ḳand ü nebāt
La‘l-i cān-baḫşuña teşne nitekim āb-ı ḥayāt
Vaḳthā girye vü zār ile görüp bendesini
Eglenürdi sehel ol virmese ger ‘ömre s̱ebāt
Ben gedā ḳanda vü yā la‘l-i dürer-bārı anuñ
Bes durur ‘arż-ı cemāl olsa faḳīrine ẕekāt
Gösterüp ruḫlarını lu‘b ile ol şāh-ı cemāl
Ḳıldı manṣūbe-i zülf ile bugün şehleri māt
Ser-i zülfinde giriftār olalum şöyle Münīr
Çün kim āzādelıġ oldur dir imiş ehl-i necāt

Günümüz Türkçesiyle

1. Şeker ve nebat, defalarca süzülmüş bal gibi tatlı dudağına kuldur; nitekim ab-ı hayat da senin can bağışlayan lal dudağına susamıştır.

2. Kulunu zaman zaman ağlayıp inlerken görüp eğlenirdi (alay ederdi, ya da yanında biraz dururdu); ömre sebat vermeseydi bu kolay (katlanılır) olurdu.

3. Ben dilenci nerede, onun inci saçan lal dudağı nerede; yüzünün güzelliğini göstermesi, yoksuluna zekât olarak yeter.

4. O güzellik şahı oyunla yanaklarını (satrançtaki kaleleri) gösterip bugün zülfünün oyun düzeniyle şahları mat etti.

5. Ey Münîr, onun zülfünün ucunda böylece tutsak olalım; çünkü kurtuluşa erenler, asıl hürlüğün bu olduğunu söylermiş.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yirmi ikincisidir (tg 22). Vezin "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir; kafiye "-āt" sesidir: nebāt, ḥayāt, s̱ebāt, ẕekāt, māt, necāt. Şiir Vatikan (VT 103b), Viyana (VY 84a) ve İstanbul Üniversitesi (Ü 21a) nüshalarında bulunur; aparatta nüsha farkı gösterilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin ana teması sevgilinin dudağının tatlılığı ve güzelliğinin hükümranlığıdır. Matlada şeker, nebat ve bal dudağın kulları olarak sayılır; ab-ı hayat da can bağışlayan dudağa susamıştır. "Şehd-i mükerrer" sözlük anlamıyla defalarca süzülmüş, saf bal demektir. "Bende" (kul) kelimesi gazelin sonraki beyitlerinde de sürecek olan efendi-kul ilişkisini başlatır.

İkinci beyit tam açık değildir. "Eglenmek" fiili eski Türkçede sözlük anlamıyla hem "durmak, oyalanmak" hem de "alay etmek, eğlenmek" demektir. Birinci okumada sevgili, ağlayan kulunu görünce onunla alay ederdi; ömür bu acıyla uzayıp gitmeseydi, yani ömre sebat verilmeseydi, âşık için bu kolay bir şey olurdu. İkinci okumada sevgili, ağlayan kulunun yanında biraz dururdu. Mısraın ikinci yarısındaki "sehel" (kolay, önemsiz) kelimesi de bu iki okumaya göre farklı anlaşılabilir. Bu açıklamalar bizim çıkarımımızdır.

Üçüncü beyitte "ben gedā ḳanda vü yā" kalıbı, iki şey arasındaki büyük farkı anlatan bilinen bir söyleyiştir. Dilenci âşık ile inci saçan dudak arasındaki uzaklık bu kalıpla gösterilir. Âşık, yüzün güzelliğinin gösterilmesini kendine verilmiş bir zekât sayar. Güzelliğin zekâtı divan şiirinde sık rastlanan bir düşüncedir: güzel, güzelliğinden yoksul âşığa pay vermelidir.

Dördüncü beyit bir satranç beytidir. "Ruḫ" kelimesi sözlük anlamıyla hem yanak hem satrançtaki kaledir; "şāh", "māt", "lu‘b" (oyun) ve "manṣūbe" (oyun düzeni, hamle) kelimeleri de satranç dilinden gelir. Sevgili yanaklarını göstererek ve zülfüyle bir tuzak kurarak dünyanın şahlarını mat etmiştir. Satranç kelimeleriyle kurulan bu tenasüp ve "ruḫ" tevriyesi beytin asıl inceliğidir.

Mahlas beytinde tutsaklık ile hürlük arasında bir tezat kurulur. Zülfe tutsak olmak, kurtuluşa erenlerin söylediği gerçek özgürlüktür. "Necāt" (kurtuluş) kelimesi matladan beri süren efendi-kul ilişkisini tasavvufi bir anlama doğru genişletir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar