Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Merdüm-i dīde deñer pençeresine yüz urup
Nūr-ı maḫż olmaġ içün mihr-i cemālüñi görüp
Gitdi dil kūyuña ölince muḳīm olmaġ içün
Bu degül fikri ki yine döne yüzini sürüp
İrmiş idi dile bir tīr-i ḳażā ġaflet ile
Bildi göñlüm ki kimüñdür anuñ izini sürüp
Böyle derd ile dirilmekden ise fürḳat ile
Yeg degül mi ki göñül ḳūrtulur cānı virüp
Teşne-leb ḫod saña ḳarşu bu Münīr öli yorur
Yoḳ yire la‘l-i lebüñ n’eyler ki kana girüp

Günümüz Türkçesiyle

1. Gözbebeği, güzelliğinin güneşini görüp saf ışık olmak için (gözün) penceresine yüzünü dayar.

2. Gönül ölünceye kadar orada kalmak için mahallene gitti; yine yüzünü sürüyerek geri dönmek gibi bir düşüncesi yoktur.

3. Gönle habersizken bir kaza oku erişmişti; gönlüm onun izini sürüp kimin oku olduğunu anladı.

4. Ayrılık içinde böyle bir dertle yaşamaktansa, gönlün canını verip kurtulması daha iyi değil mi?

5. Bu Münîr zaten senin karşında susuz dudaklarla ölü gibi yürür; lal dudağın boş yere kana girip ne yapacak?

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yirmi birincisidir (tg 21). Vezin "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıdır. Redif "-üp/-up" zarf-fiil ekidir; Ersoy'un girişteki redif listesinde "-up" redifi yalnız tg 21 için verilir. Kafiye, ekten önceki "-r" sesidir: urup, görüp, sürüp, sürüp, virüp, girüp. Şiir yalnız İstanbul Üniversitesi nüshasında (Ü 21a), yani III. Murad'ın istinsah ettiği nüshada bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada göz bir eve, gözbebeği de pencereye yüzünü dayayıp dışarı bakan bir kişiye benzer. "Merdüm-i dīde" sözlük anlamıyla gözbebeği demektir; "merdüm" kelimesi aynı zamanda "insan" anlamına da geldiği için gözbebeği pencereden bakan bir insan gibi düşünülür. Gözbebeği sevgilinin güneş yüzünü görüp saf ışık olmak ister. Mısraın başındaki "deñer" fiilini, eski Türkçede "değmek, dokunmak" anlamına gelen "deñ-" fiilinden aldık; bu okuma bizim tespitimizdir.

İkinci ve üçüncü beyitlerde "sürüp" kelimesi iki ayrı anlamla kafiye olur. İkinci beyitte "yüz sürmek", yüzünü yerde sürüyerek, perişan bir hâlde geri dönmeyi anlatır; üçüncü beyitte "iz sürmek", bir izi takip etmek demektir. Aynı sözün iki farklı anlamda kafiye olması bir cinas örneğidir; bu tespit bizimdir. Gönül sevgilinin mahallesine ölünceye kadar kalmak için gitmiştir ve geri dönmeyi düşünmez.

Üçüncü beyitte gönle ansızın bir ok erişir. Gönül bu okun izini sürer ve onun sevgilinin bakışından geldiğini anlar. Okun kime ait olduğunu iz sürerek bulmak, avcıların vurulan avı izleyip bulmasını da düşündürür. Dördüncü beyit bir soru biçiminde kurulmuş bir hükümdür: ayrılık içinde dertle yaşamaktansa ölüp kurtulmak daha iyidir. "Dirilmek" (yaşamak) ile "cān virmek" (can vermek) arasında bir tezat vardır ve soru biçimi, âşığın bu sonuca çoktan vardığını gösterir.

Mahlas beytinde âşık, susuz dudaklarla ölü gibi yürüyen biridir. "Ḳana girmek" deyimi sözlük anlamıyla birinin ölümüne sebep olup onun vebalini yüklenmek demektir. Lal dudağın kırmızılığı ile kan arasında bir tenasüp vardır. Âşık zaten ölmüş sayıldığı için sevgilinin dudağının onun kanına girmesine gerek yoktur; şair bu ince alayla gazeli kapatır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar