Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Reşk-i serv-i şāḫ-ı güldür şol ḳad-i ṭūbā-ḫırām
Rişte-i ‘ömr-i dırāz ol kākül-i sünbül-ġulām
Görüp ol şimşād ḳaddi nicesi raḳṣ urmayam
Didi ḳad ḳāme’l-ḳıyāme ḳāmetin görüp imām
Ṣanma k’ümmīdüm kesem vaṣluñdan āḫir cān virüp
Ṭālib-i vaṣlam nigārā tā ilā yevmi’l-ḳıyām
N’eylerem ben kūşe-i Firdevs ü ‘Adni yād idüp
Kūy-ı dil-berdür dil-i bī-çāreme dārü’s-selām
Ger fürūġ-ı meclis olsa n’ola güftāruñ Münīr
Şem‘-veş ser-tā-ḳadem sūz ile ben yandum tamām

Günümüz Türkçesiyle

1. Tuba ağacı gibi salınan o boy, servinin ve gül dalının kıskandığı şeydir; sümbülü kendine kul eden o kâkül uzun ömrün ipliğidir.

2. O şimşir boyu görüp de nasıl raks etmeyeyim; imam bile onun boyunu (kāmet) görünce "kad kâme'l-kıyâme" (kıyamet koptu) dedi.

3. Sanma ki can verip sonunda vuslatından ümidimi keseyim; ey güzel, kıyamet gününe dek vuslatının talibiyim.

4. Firdevs'in ve Adn'ın (cennetin) köşesini anıp ne yapayım; çaresiz gönlüme sevgilinin mahallesi Dârüsselâm'dır (barış yurdu, cennet).

5. Münîr, sözün meclisin ışığı olsa buna şaşılır mı; mum gibi baştan ayağa yanışla tamamen yandım.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz dördüncüsüdür (tg 204). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Gazelin redifi yoktur; kafiye "-ām" sesine dayanır: ḫırām, ġulām, imām, ḳıyām, selām ve tamām. Gazel üç divan nüshasında da (VT 146a, VY 122a, Ü 47b) bulunur ve neşirde nüsha farkı gösterilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Gazelin kelime kadrosu iki alandan beslenir: sevgilinin boyu ile ibadet ve ahiret. Tuba ağacı, imam, kıyamet, Firdevs, Adn ve Dârüsselâm kelimeleri sevgilinin güzelliğini dinî bir çerçeve içinde anlatır.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla sevgilinin boyunu cennet ağacına bağlar. Kubbealtı Lugatı "tûbâ" kelimesini cennette bulunduğuna ve bütün cennete gölge saldığına inanılan, kökü yukarıda, dalları aşağıda büyük ağaç diye açıklar ve aynı maddede Osman Şems'in "Bir kad-i tûbâ-hırâmın olmuşuz dildâdesi" mısraını örnek verir; Münîrî'nin "ḳad-i ṭūbā-ḫırām" terkibi aynı söyleyiştir. Servi ve gül dalı bu boyu kıskanır. Kubbealtı Lugatı "kâkül" kelimesini alna düşen kısa saç demeti, perçem diye açıklar; kâkülün uzunluğu "rişte-i ‘ömr-i dırāz" (uzun ömrün ipliği) olarak görülür, sümbül de onun kulu sayılır.

İkinci beyit gazelin en dikkat çekici beytidir. Kubbealtı Lugatı "kāmet" kelimesine iki ayrı madde ayırır: biri boy, endam; öteki farz namazlarından önce "Kad kāmeti's-salâ" cümlesi eklenerek okunan ezan, yani ikamettir. Aynı sözlük ikamet maddesinde Kanuni Sultan Süleyman'ın "Mescidde eğer görse müezzin o kāmeti / Kendin yitire anmaya hergiz o kāmeti" beytini örnek verir; orada da iki "kāmet" aynı beyitte buluşur. Münîrî'nin beytinde imam, sevgilinin kāmetini (boyunu) görünce ikamet getirir gibi "ḳad ḳāme'l-ḳıyāme" der; Arapça bu söz "kıyamet koptu" anlamına gelir (bizim aktarımımızdır). İkamet cümlesindeki "namaz" yerine "kıyamet" gelmiştir; sevgilinin boyu kıyameti koparacak kadar etkileyicidir ve beyit bir mübalağa ile kapanır. "Ḳāmet" ile "ḳıyāme" arasında hem ses hem anlam bağı vardır. Raks eden âşık, ikamet getiren imam ve şimşir boy aynı tabloyu tamamlar.

Üçüncü beyit "ḳıyām" kelimesiyle aynı çağrışımı sürdürür: âşık "ilā yevmi'l-ḳıyām", yani kıyamet gününe dek vuslat isteyecektir. Dördüncü beyitte cennetin adları sıralanır. Kubbealtı Lugatı "firdevs" kelimesini cennet diye açıklar, "dâr" maddesinde de "dârü's-selâm" terkibini "selamet evi", cennet diye verir; Adn de bu beyitte Firdevs'le birlikte anılır. Âşık bu cennetleri anmaz, çünkü sevgilinin mahallesi onun için cennettir. Mahlas beytinde Kubbealtı Lugatı'nın nur, parlaklık, ışık diye açıkladığı "fürûġ" kelimesi geçer: şairin sözü meclisi aydınlatıyorsa, bunun sebebi mum gibi baştan ayağa yanmasıdır. "Şem‘", "fürūġ", "sūz" ve "yanmak" arasında bir tenasüp vardır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar