Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Dil hilāl ebrūsını gördükçe yārüñ dir revān
Ṣanki mevc-i āb-ı ṣāfīdür kim olmışdur ‘ıyān
Zer-nişān olmazsa tīġ-i āb-dāruñ ġam degül
Çihre-i ‘uşşāḳa yetişdükçe olur zer-nişān
Bunca ḳan itdügi la‘lüñden ṣorulmaz mıydı hīc
Böyle bu zülf-i girih-gīr olmasa ‘ıḳdu’l-lisān
Bir kez üftādem didüñ bī-çāreñe yarum aġız
Ölmeyüp süründügüm yoluñda oldur nīm-cān
Kūyuñ iti ben ġarībe dünle ursa ṭañ mı kim
Her kişi ṭarlıġanur bī-vaḳt olıcaḳ mīhmān
Gel senüñle naḳd-i cānı ortaya ḳoyup Münīr
Ṭutalum ‘ışḳuñ her işin yarı aṣṣı vü ziyān
Günümüz Türkçesiyle
1. Gönül, sevgilinin hilal kaşını gördükçe hemen (revān) der ki: Sanki duru bir suyun dalgası görünür olmuştur.
2. Su verilmiş parlak kılıcın altın kakmalı (zernişan) değilse gam değil; âşıkların (sararmış) yüzüne eriştikçe zernişan olur.
3. Şu düğüm tutan zülüf dilin düğümü (ukdetü'l-lisân) olmasaydı, bunca kan döktüğü için lal dudağına hiç hesap sorulmaz mıydı?
4. Çaresiz âşığına bir kez yarım ağızla "düşkünüm" dedin; yolunda ölmeyip yarı canlı sürünmemin sebebi odur.
5. Mahallenin köpeği ben garibe gece saldırsa şaşılır mı; vakitsiz misafir gelince herkesin canı sıkılır.
6. Münîr, gel seninle can nakdini ortaya koyup aşkın her işinin yarısını kâr, yarısını zarar sayalım.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir altı beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz yedincisidir (tg 207). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Gazelin redifi yoktur; kafiye "-ān" sesine dayanır: revān, ‘ıyān, nişān, lisān, cān, mīhmān ve ziyān. Gazel iki divan nüshasında (VT 146b, VY 122b) ve Pervâne Bey Mecmuası'nda (PB 426a) bulunur; Ü nüshasında yoktur. Üçüncü beyit PB'de yer almaz. Mecmuadaki öteki farklar küçüktür: ikinci beyitte "yetişdükçe" yerine "irişdükde", dördüncü beyitte "bī-çāreñe" yerine "üftādeñe" okunur; beşinci beyitteki "dünle" kelimesi ise VT'de "dün ne" biçimindedir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.
Anlam ve Söz Sanatları
İlk iki beyit "su" kelimesinin çağrışımlarıyla birbirine bağlanır. Matlada hilal biçimli kaş, duru bir suyun dalgasına benzetilir; "revān" kelimesi burada "hemen" anlamında kullanılmışken suyun akışını da hatırlatır. İkinci beyitte kılıç "āb-dār"dır. Kubbealtı Lugatı bu kelimeye sulu, taze anlamının yanında keskin, parlak, kılağılı (kılıç, hançer) anlamını da verir; "zernişan" kelimesini de kılıç gibi madeni eşya üzerine altınla kakma olarak işlenmiş yazı ya da şekil diye açıklar. Divan şiirinde âşığın yüzü sararmıştır; Kubbealtı Lugatı "zerd" kelimesini sarı renk, sararmış, solgun diye verir. Sevgilinin kaşı (kılıç) âşığın sarı yüzüne değince, o sarılık kılıcın üstünde altın kakma gibi durur. Beyitte zer (altın) ile zerd (sarı) arasında bir ses ve anlam yakınlığı sezilir (bizim tespitimizdir).
Üçüncü beyit bir düğüm oyununa dayanır. Kubbealtı Lugatı "ukde" kelimesini düğüm, "ukde-i lisan" terkibini de konuşmadaki tutukluk diye açıklar. Zülüf "girih-gīr", yani düğüm tutan, düğümlü bir saçtır; aynı zamanda dili bağlayan bir düğüm olur. Lal dudak bunca kan dökmüştür, ama zülüf herkesin dilini bağladığı için kimse hesap soramaz. Dördüncü beyitte Kubbealtı Lugatı'nın isteksizce, istemeye istemeye diye açıkladığı "yarım ağız" deyimi ile Farsça "nīm-cān" (yarı can) yan yana gelir: sevgilinin yarım ağızla söylediği tek söz, âşığı yarı canlı bırakmaya yetmiştir. Kubbealtı Lugatı "üftâde" kelimesine düşmüş, düşkün ve âşık anlamlarını verir; sevgilinin "üftādem" demesi hem "düşkünüm" hem "âşığım" diye anlaşılabilir.
Beşinci beyit gündelik hayattan alınmış bir gözleme dayanır. Kubbealtı Lugatı "dün" kelimesinin Eski Türkçede gece anlamına geldiğini kaydeder; "dünle" burada geceleyin demektir. "Ṭarlıġanur" fiilini, aynı sözlüğün "darılmak" maddesinde Eski Türkçe "taru-" (daralmak, canı sıkılmak) köküne bağladığı kelime ailesiyle ilişkili görüyor ve "canı sıkılır" diye anlıyoruz (bizim okumamızdır). Vakitsiz gelen misafire herkesin canı sıkılır; bu genel hüküm, köpeğin saldırmasını haklı gösterir. Ersoy, Münîrî'nin atasözü ve deyimleri çokça kullandığını belirtir; beyit bu söyleyişin bir örneğidir. Mahlas beytinde ticaret dili kullanılır: "naḳd" (peşin para), "ortaya ḳoymak", "yarı", "aṣṣı" ve "ziyān". Kubbealtı Lugatı "assı" kelimesini Eski Türkçede fayda, kâr, menfaat diye açıklar ve Eşrefoğlu Rûmî'nin "assı ziyandan fâriğ ol" sözünü örnek verir. Münîrî aşkı, kârı da zararı da paylaşılan bir ortaklık gibi düşünür.
Kaynakça
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 322, tg 207 (giriş s. 3, 15-18). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
- Kubbealtı Lugatı (Misalli Büyük Türkçe Sözlük), "âbdar", "zernişan", "zerd", "ukde", "yarım", "üftâde", "dün", "darılmak" ve "assı" maddeleri. https://lugatim.com/s/zernişan
Çevrimiçi kaynaklar






