Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Gerçi görinmez aġzı velīkin ider süḫan
Ey dil lisān-ı ġayb ile ider meger süḫan
Gelsün ḥadīs̱-i la‘l-i şeker-bārı diñlesün
İşitmek isteyen kişi şīrīn ü ter süḫan
Mīm-i ‘adem dehānuña virince bir vücūd
Ḫaylī müżāyaḳa çeker ey dost her süḫan
La‘l-i lebüñle serv-i sehī ḳaddüñ añalı
Oldı bülend-mertebe ‘ālī-güher süḫan
Bilüñ ḫayāline ṭolaşanlar neler çeker
Ey dil bilürdüñ idebileydi kemer süḫan
Sūz-ı derūnı ben nicesi vaṣf idem Münīr
Sīnemden aġzuma yetişince yanar süḫan

Günümüz Türkçesiyle

1. Gerçi ağzı görünmez, ama söz söyler; ey gönül, demek ki gayb diliyle söz söylüyor.

2. Tatlı ve taze söz işitmek isteyen kişi gelsin, şeker yağdıran lal dudağın konuşmasını dinlesin.

3. Yokluk (adem) kelimesinin mim'i senin ağzına bir varlık verince, ey dost, her söz (o dar ağızdan çıkarken) epeyce sıkıntı çeker.

4. Lal dudağını ve dosdoğru servi boyunu andığından beri söz yüksek mertebeli, soylu cevherli oldu.

5. Ey gönül, belinin hayaline dolananların neler çektiğini, söz kemer olabilseydi bilirdin.

6. Münîr, içimin yanışını ben nasıl anlatayım; söz göğsümden ağzıma ulaşıncaya kadar yanar.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir altı beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz sekizincisidir (tg 208). Vezin "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıdır. Redif "süḫan" (söz) kelimesidir; Ersoy da girişindeki redif listesinde bu gazeli "sühan" redifli olarak gösterir. Kafiye "-r" sesine dayanır: ider, meger, ter, her, güher, kemer ve yanar. Gazel üç divan nüshasında da (VT 147a, VY 123a, Ü 48b) bulunur. İkinci beyitteki "şeker" kelimesi Ü'de yoktur. Beşinci beyitte Ersoy Ü'nün "Ey dil bilürdüñ idebileydi" okuyuşunu almış, VT ve VY'deki farklı okuyuşu aparatta göstermiştir; bu okuyuşta ilk kelimeler "Bir ḳılca bilür-idük" diye başlar. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Gazelin her beyti, redifteki "söz" kavramını başka bir yönden ele alır: görünmeyen ağzın sözü, tatlı söz, dar ağızdan çıkan söz, yücelen söz, kemer olamayan söz ve yanan söz.

Anlam ve Söz Sanatları

Divan şiirinde sevgilinin ağzı o kadar küçüktür ki yok sayılır. Münîrî bu mazmunu ilk ve üçüncü beyitlerde iki ayrı yoldan işler. Matlada ağız görünmediği hâlde söz işitildiği için şair, sözün "lisān-ı ġayb" ile, yani görünmeyen âlemin diliyle söylendiğini düşünür. Üçüncü beyitte harf oyunu vardır. Kubbealtı Lugatı "mim" harfini Arap alfabesinin yirmi dördüncü harfi olarak tanıtır; "adem" kelimesini de var olmama, hiçlik, yokluk diye açıklar. "‘Adem" kelimesi mim harfiyle biter; mim'in küçük, yuvarlak düğümü ağza benzetilir. Böylece yokluktan gelen bir harf ağza varlık (vücūd) kazandırmış olur; "vücūd" ile "‘adem" arasında bir tezat kurulur (bizim tespitimizdir). Kubbealtı Lugatı'nın darlık, sıkıntı diye açıkladığı "müzâyaka" kelimesi, bu dar ağızdan geçmeye çalışan sözün sıkışmasını anlatır.

İkinci beyitte lal dudak şeker yağdırır; "şīrīn" (tatlı) ve "ter" (taze) sıfatları bu tadı söze aktarır. Dördüncü beyitte söz, sevgiliyi andığı için yükselir. Kubbealtı Lugatı "bülend" kelimesini yüksek, yüce diye açıklar ve "bülend-mertebe" terkibini mertebesi yüksek olan diye örnekler. Servi boyun yüksekliği sözün mertebesine, lal (değerli taş) da sözün "güher"ine (cevher, öz) geçer; boy ile yükseklik, lal ile cevher arasında bir tenasüp vardır.

Beşinci beyitte sevgilinin beli, şiirde çoğu zaman ince olduğu için yok sayılan bir hayaldir. Kubbealtı Lugatı "kemer" kelimesini bele bir kere dolandıktan sonra bağlanan bel bağı diye açıklar. Âşıklar bu belin hayaline "dolaşır"; söz kemer olup o beli sarabilseydi, onların çektiği anlaşılırdı. VT ve VY'deki okuyuşta geçen "ḳılca" (kıl kadar) kelimesi, belin kıl kadar ince olduğu düşüncesini açıkça söyler. Mahlas beyti gazeli içteki ateşle kapatır: şairin sözü göğsünden ağzına gelinceye kadar yanar, bu yüzden içindeki yanışı anlatamaz. Kubbealtı Lugatı'nın "sûz" maddesinde verdiği yanma anlamı ile "yanar" fiili arasında bir tenasüp vardır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar