Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ḫaddüñ üzre göstericek zülfüñ ey meh kend’özin
Didi göñlüm ay ṭutulmaḳ ṭañ degül mi gündüzin
Bu dil-i bī-çārenüñ sevdā-yı zülf-i yār ile
‘Aḳlı gitmişdür ne deñlü anda ḳomazsa özin
Kimden ider bilmezem bād-ı seḥer de iḥtiyāṭ
Nirde bulursa alup ḳaçar hemān izüñ tozın
Her dem añarsam nigārı ey göñül ma‘ẕūr ṭut
Yārdan ġayrīlerüñ söyleyesim gelmez sözin
Mihr-i ruḫsārını gördüm dün gice yārüñ Münīr
Gerçi gice kimsene görmiş degül gündüz yüzin

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey ay yüzlü, zülfün yanağının üzerinde kendini gösterince gönlüm dedi ki: Gündüz ayın tutulması şaşılacak şey değil mi?

2. Bu çaresiz gönül, sevgilinin zülfünün sevdasıyla, kendini oraya kaptırmamaya ne kadar çalışsa da aklını yitirmiştir.

3. Bilmem seher yeli de kimden sakınıyor; senin ayak izinin tozunu nerede bulursa hemen alıp kaçıyor.

4. Ey gönül, her an sevgiliyi anarsam beni mazur tut; sevgiliden başkalarının sözünü söyleyesim gelmiyor.

5. Münîr, dün gece sevgilinin yanağının güneşini gördüm; oysa gece vakti kimse gündüzün yüzünü görmüş değildir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz on birincisidir (tg 211). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Gazelin redifi yoktur; kafiye "-zin" sesine dayanır: özin, gündüzin, özin, tozın, sözin ve yüzin. "Özin" kelimesi matla ile ikinci beyitte iki kez kafiye olur. Gazel yalnız Vatikan nüshasında (VT 147b) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Gazelin başında ve sonunda gece ile gündüz, ay ile güneş karşıtlığı vardır; bu karşıtlık matla ile mahlas beytini birbirine bağlar.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir gök olayına dayanır. Sevgilinin yüzü aydır; siyah zülüf yanağın üzerine düşünce ay tutulmuş gibi kararır. Ay tutulması gece görülen bir şeydir, ama sevgilinin yüzü gündüz gibi aydınlık olduğu için bu tutulma gündüz olur; gönlün şaşkınlığı buradan doğar. İkinci beyitte Kubbealtı Lugatı'nın kuvvetli sevgi, aşk anlamının yanında kara sevda, mâlihulyâ diye de açıkladığı "sevdā" kelimesi geçer. Aynı sözlük kelimenin Arapça "kara" anlamındaki "esved"in dişil biçiminden geldiğini kaydeder. Zülüf siyahtır, sevda da kara sevdadır; gönül bu siyah zülfün sevdasıyla aklını yitirmiştir. Zülüf, sevda ve akıl gitmesi arasında bir tenasüp vardır.

Üçüncü beyit bir hüsn-i talil örneğidir. Seher yeli, sevgilinin ayak izinin tozunu nerede bulursa alıp kaçar. Şair bunu, yelin bu değerli tozu birinden sakınması diye yorumlar: Kubbealtı Lugatı'nın tedbirli davranma, sakınma diye açıkladığı "ihtiyat" kelimesi bu yüzden seçilmiştir. Rüzgârın tozu savurması gibi doğal bir olaya şairane bir sebep bulunmuştur. Dördüncü beyitte Kubbealtı Lugatı'nın mazereti olan, özürlü diye açıkladığı "ma‘ẕūr" kelimesi geçer; "mâzur tutmak" deyimi aynı sözlükte hoş görmek, kusuruna bakmamak diye verilir. Şair gönlünden, her an sevgiliyi anmasını hoş görmesini ister.

Mahlas beyti matlanın karşıtlığını tersine çevirir. Matlada gündüz ay tutulmuştu; burada gece güneş görülmüştür. Kubbealtı Lugatı "mihr" kelimesine güneş anlamını verir; "mihr-i ruḫsār" yanağın güneşidir. İkinci mısra bu olağanüstü durumu genel bir hükümle karşılaştırır: gece kimse gündüzün yüzünü görmemiştir. "Gice" ile "gündüz", "mihr" ile "meh" (ay) arasındaki tezatlar gazelin iki ucunu birbirine bağlar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar