Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ġamzesine yārüñ iñende göñül olma yaḳın
Çoḳ senüñ gibi helāk itmişdür ey dil key ṣaḳın
‘Īd-i ekber diyü ḳurbān olduġ ise vaṣluña
Ḫūn-ı ‘uşşāḳ ile sen de dōstum ḥınnā yaḳın
Kendüñi iñende ta‘rīf eyleme baña raḳīb
Ḫod bilürsin kim mes̱eldür yalanuñ dibi yaḳın
Mihr-i ruḫsārına yārüñ beñzemezsin ẕerrece
Günde var āyīne-i mihre sen ey meh bek baḳın
Küfrüñ īmān olmaḳ isterseñ benüm gibi Münīr
Boynuña tesbīḥ gibi zülfi zünnārın daḳın

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey gönül, sevgilinin gamzesine pek fazla yaklaşma; o, senin gibi çoğunu helak etmiştir, ey gönül, çok sakın.

2. Madem "büyük bayramdır" diye vuslatına kurban olduk, ey dostum, sen de âşıkların kanıyla kına yakın.

3. Ey rakip, kendini bana pek fazla övme; sen de bilirsin ki "yalanın dibi yakındır" diye bir atasözü vardır.

4. Ey ay, sevgilinin yanağının güneşine zerre kadar benzemezsin; gündüz git de güneşin aynasına iyice bak.

5. Münîr, küfrünün iman olmasını istersen, benim gibi onun zülfünün zünnarını tespih gibi boynuna tak.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz on ikincisidir (tg 212). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Gazelin redifi yoktur; kafiye "-ḳın" sesine dayanır: yaḳın, ṣaḳın, yaḳın, yaḳın, baḳın ve daḳın. Gazel yalnız Vatikan nüshasında (VT 147b) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

"Yaḳın" kelimesi gazelde üç kez kafiye olur, ama her seferinde başka bir anlamla: matlada "yakın" (uzak olmayan), ikinci beyitte "yakın" (kına yakmak fiilinin emri), üçüncü beyitte yine "yakın" (uzak olmayan), bu kez bir atasözünün içinde.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin en belirgin sanatı, kafiyedeki bu cinastır. Matlada gönle sevgilinin gamzesine yaklaşmaması öğütlenir; "key ṣaḳın" (çok sakın) uyarısı kafiyeyi "ṣaḳın" ile tamamlar. Gazelde iki kez geçen "iñende" kelimesini "pek fazla", matladaki "key" kelimesini de "çok" diye bağlamdan hareketle anlıyoruz (bizim okumamızdır). İkinci beyit "‘īd-i ekber" (büyük bayram), "ḳurbān" ve "ḥınnā" kelimelerini bir araya getirir. Âşıklar, vuslatı büyük bayram sayıp ona kurban olmuşlardır; sevgili de onların kanıyla elini kınalasın. Kubbealtı Lugatı "hınnâ" kelimesini kına diye açıklar ve iki örnek beyit verir: Necâtî Bey'in "Rûz-ı îd idi deyü eyledi hınnâ ile âl" mısraı bayramla kınayı, Rûhî-i Bağdâdî'nin "Öldürüp kanımıza sanma bulaştırmış elin / Bizi öldürdüğüne destine yakmış hınnâ" beyti de kınayla âşığın kanını aynı şekilde yan yana getirir. Münîrî'nin beyti bu iki söyleyişi birleştirir; "kurban" kelimesi bayramın Kurban Bayramı olduğunu düşündürür (bizim tespitimizdir).

Üçüncü beyitte şair, kendini öven rakibe bir atasözüyle karşılık verir ve bunun bir "mes̱el" olduğunu kendisi söyler. Ersoy, Münîrî'nin atasözü ve deyimleri çokça kullandığını belirtir; beyit buna açık bir örnektir. Dördüncü beyitte ay, sevgilinin güneş yanağıyla yarışamaz; Kubbealtı Lugatı "mihr" kelimesini güneş diye açıklar. Şair aya, gündüz gidip güneşin aynasına iyice bakmasını söyler. Mısra sonundaki "bek" kelimesini bağlamdan "iyice, dikkatle" diye anlıyoruz (bizim okumamızdır).

Mahlas beyti küfür ve iman karşıtlığına dayanır. Kubbealtı Lugatı "zünnar" kelimesini keşişlerin bellerine bağladıkları kıldan uzun kuşak diye açıklar ve Niyâzî-i Mısrî'nin "Zünnârını kesmeden îmânı arzularsın" mısraını örnek verir. Münîrî bu mısraın tersini söyler: zünnarı kesmek değil, sevgilinin zülfünden bir zünnarı tespih gibi boyna takmak küfrü imana çevirir. Küfür ile iman, zünnar ile tespih arasında tezat vardır; zülüf de uzunluğu ve kıvrımıyla zünnara benzetilir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar