Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ḳılmaġa her dem tecellī pertev-i envār-ı ẕāt
Oldı her yüzden muḳābil şöyle mir’āt-ı ṣıfāt
Varlıġından geçmeyince kişi ‘ālemde göñül
Bulmaz ol dünyā-yı dūn içre ḥavādis̱den necāt
Kūşe-i çeşm-i ‘ināyet birle olmaz bir naẓar
Ḳılmayınca yārdan gayriye ḳaṭ‘-ı iltifāt
Secde-gāhum Ka‘be-i ‘ulyā ḳapuñ idi yine
Olmadan bünyād beytullāh u resm-i Sūmnāt
Dün ġamuña cānum al ḳurtar beni didüm didi
İvme vaḳti var iñende bāḳiyātü’ṣ-ṣāliḥāt
‘Āciz ü der-mānde ḳaldı bāb-ı ‘ışḳ içre Münīr
Dāne-i ḫardalca sırr-ı ḳudretinde kāyināt

Günümüz Türkçesiyle

1. Zâtın nurlarının ışığı her an tecelli etsin diye, sıfatların aynası her yönden (her yüzden) böylece onun karşısına geçti.

2. Ey gönül, kişi dünyada varlığından geçmedikçe, o alçak dünyada olayların elinden kurtuluş bulamaz.

3. Sevgiliden başkasına ilgiyi kesmedikçe, (onun) inayet gözünün ucuyla bir bakış nasip olmaz.

4. Beytullah (Kâbe) ve Somnat'ın düzeni kurulmadan önce de benim secde yerim yine senin yüce Kâbe kapındı.

5. Dün gamına "Canımı al, beni kurtar" dedim; dedi ki: "Acele etme, vakit var; önünde kalıcı iyi işler (bāḳiyātü's-ṣāliḥāt) var."

6. Münîr aşk kapısında aciz ve çaresiz kaldı; (Allah'ın) kudretinin sırrı içinde kâinat bir hardal tanesi kadardır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir altı beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yirmi beşincisidir (tg 25). Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir; kafiye "-āt" sesidir: ẕāt, ṣıfāt, necāt, iltifāt, Sūmnāt, ṣāliḥāt, kāyināt. Şiir Vatikan (VT 104a) ve Viyana (VY 84b) nüshalarında bulunur; aparata göre 4. beyit Viyana nüshasında yoktur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, aşkı tasavvufi kavramlarla anlatan bir şiirdir ve tg 1'deki söyleyişi hatırlatır. Matlada "ẕāt" (öz varlık) ve "ṣıfāt" (nitelikler) kelimeleri sözlük anlamıyla tasavvufta Allah'ın varlığını ve onun görünüşe çıkışını anlatan terimlerdir. Sıfatlar, zâtın nurunu yansıtan bir aynaya benzetilir. "Her yüzden" ifadesi iki türlü anlaşılabilir: "her yönden" ve "her güzel yüzde". Aynı ifade tg 1'in matlasında da geçer; bu benzerlik bizim tespitimizdir.

İkinci ve üçüncü beyitler tasavvufun iki temel öğüdünü verir. Kişi varlığından geçmedikçe, yani benliğini bırakmadıkça dünyanın olaylarından kurtulamaz. Sevgiliden başka her şeye ilgisini kesmedikçe de onun inayetli bakışına eremez. "Dünyā-yı dūn" sözlük anlamıyla alçak, değersiz dünya demektir. Üçüncü beyitteki "ḳaṭ‘-ı iltifāt" (ilgiyi kesmek) ile "kūşe-i çeşm-i ‘ināyet" (inayet gözünün ucu) arasında bir karşılık kurulur: başkasından göz çeken, sevgilinin göz ucuyla bakışına layık olur.

Dördüncü beyit ezelî bir aşkı anlatır. Âşığın secde yeri, Kâbe ve Somnat kurulmadan önce de sevgilinin kapısıydı. Somnat sözlük anlamıyla Hindistan'daki ünlü bir put tapınağıdır; Kâbe ile birlikte anılması bir tezat kurar. İki ibadet yerinin de öncesine giden bu secde, aşkın dinlerin kuruluşundan önce var olduğunu söyler. Beyit, Viyana nüshasında bulunmaz.

Beşinci beyit bir konuşma sahnesidir. Âşık gama canını alıp kendisini kurtarmasını söyler; gam ise acele etmemesini öğütler. "Bāḳiyātü's-ṣāliḥāt" ifadesi Kur'an'da (Kehf 18/46) geçer ve kalıcı iyi işler anlamına gelir; bu bağlantı bizim tespitimizdir. Mısraın ortasındaki "iñende" kelimesinin anlamı bizce tam açık değildir; aktarımda "önünde" diye yaklaşık olarak verdik.

Mahlas beytinde âşık aşk kapısında aciz kalmıştır. Kâinatın Allah'ın kudreti içinde bir hardal tanesi kadar olduğu söylenerek insanın küçüklüğü ve acizliği anlatılır. "Dāne-i ḫardal" (hardal tanesi) sözlük anlamıyla çok küçük bir şeyin ölçüsü olarak kullanılır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar