Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün
Bir laḥẓa ḳarār eyleyüben gitmese ṭursun
Olurdı dimeñ gözlerümüñ yaşına ṭursun
La‘lüñ n’em iken ḫandeyile cānumı besler
Bilmezsem anuñ ḥaḳḳını ben gözüme ṭursun
İrmege ṣabā işigüñe yine seḥer-geh
Efsūn oḳıyup ḫāk-i derüñden yaña ürsün
Ḥaḳḳında ki rūḥuñ dinilür emr-i İlāhī
Görmek dileyen gelsün anı la‘lüñi görsün
Dirler ki varur cennete ṣormaġ ile kişi
Kūyuñ ḫaberinden ḳo göñül la‘lüñe ṣorsun
Raḥm ider ise sīnedeki yaralarına
Merhem yirine yine bir iki oḫun ursun
Kimse leb ü ḫaddine Münīr öykünemez hīc
Diñ ġonca vü gül defter ü tomārını dürsün
Günümüz Türkçesiyle
1. Bir an karar kılıp gitmese de dursun; "Olacak iş değil" demeyin, gözlerimin yaşı hatırına dursun. (İkinci mısra "gözlerimin yaşı dinsin" diye de anlaşılabilir.)
2. Ben onun neyi oluyorum ki yakut dudağın gülüşüyle canımı besler; onun hakkını bilmezsem (bu nimet) gözüme dursun.
3. Seher yeli seher vaktinde yine eşiğine erişebilmek için efsun okuyup kapının toprağına doğru üflesin.
4. Senin ruhun hakkında "Allah'ın emridir" denir; onu görmek isteyen gelsin, senin yakut dudağını görsün (dudağın can verir).
5. Derler ki kişi sora sora cennete varır; gönül, sokağının haberini bırak, dudağına sorsun.
6. Göğsümdeki yaralara acırsa, merhem yerine yine bir iki ok atsın.
7. Münîr, hiç kimse onun dudağına ve yanağına öykünemez; söyle, gonca ile gül de defterlerini, tomarlarını dürsünler (bu işten el çeksinler).
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir yedi beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz yirmi üçüncüsüdür (tg 223). Vezin "mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün" kalıbıdır. Ersoy girişteki redif listesinde (s. 9) bu gazelin redifini "tursun" diye gösterir. Metinde "ṭursun" yalnız matlanın iki mısraında ve ikinci beyitte geçer; öteki beyitler "ürsün, görsün, ṣorsun, ursun, dürsün" ile biter. Bu yüzden bütün beyitlerde ortak olan ses, "-r" kafiyesi ile "-sun/-sün" ekidir (bizim tespitimizdir). Gazel VT (150b) ve VY (126a) nüshalarında bulunur; neşirde nüsha farkı kaydedilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin pek çok beyti bir deyime, bir atasözüne ya da bir dinî ifadeye dayanır. Matlada "ṭursun" iki kez kafiye olur. Kubbealtı Lugatı "durmak" maddesinde "dursun" sözünü "şimdi kalsın, acelesi yok" anlamında kaydeder; birinci mısrada sevgilinin bir an olsun durması istenir, ikinci mısrada ise kelime "gözyaşlarım hatırına dursun" diye okunabildiği gibi "gözyaşlarım dinsin" diye de okunabilir. İkinci beyitteki "gözüme ṭursun" sözü bir beddua kalıbıdır. Kubbealtı Lugatı "göz" maddesinde "gözüne dizine dursun" deyimini nankörlük edenlere söylenen beddua sözü diye açıklar ve "Yediğin ekmek gözüne dizine dursun" örneğini verir. Âşık, sevgilinin dudağının gülüşüyle canını beslediğini, bu nimetin hakkını bilmezse onun gözüne durmasını söyleyerek kendine beddua eder. Üçüncü beyitte seher yeli bir büyücü gibi efsun okuyup üfler. Kubbealtı Lugatı "efsun" kelimesini büyü, okuyup üfleme diye açıklarken Zâtî'nin "Efsûn okuyup üren (üfüren) anın kûyu segidir" mısraını örnek verir; Münîrî'nin "Efsūn oḳıyup … ürsün" sözü bu söyleyişin aynısıdır.
Dördüncü beyit Kur'an'dan bir ayete dayanır. İsrâ suresinin 85. ayeti, Diyanet mealine göre, "Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir" der; ayetin Arapçasındaki "min emri rabbî" ifadesi Münîrî'nin mısraında "emr-i İlāhī" olarak geçer. Şair bu ayeti sevgilinin dudağına bağlar: divan şiirinde dudak can veren şeydir, ruhu görmek isteyen dudağa bakmalıdır. Bu bir iktibas ve aynı zamanda bir hüsn-i talildir (bizim tespitimizdir). Beşinci beyit bir atasözüne yaslanır. Kubbealtı Lugatı "sormak" maddesinde "Sora sora Bağdat (Kâbe) bulunur" atasözünü sormak suretiyle en uzak yere bile ulaşılabileceği diye açıklar; Münîrî'nin "Dirler ki varur cennete ṣormaġ ile kişi" sözü bu atasözünü hatırlatır, ama Bağdat ya da Kâbe yerine cenneti koyar (bizim tespitimizdir). Gönül, cennet gibi görülen sokağın haberini sormak yerine doğrudan dudağa sormalıdır. Altıncı beyitte sevgilinin acıması bile yeni bir yaradır; merhem yerine ok gönderilir ve şifa ile yara arasında bir tezat kurulur. Mahlas beytinde gonca ile gül, sevgilinin dudağı ve yanağıyla yarışamayacakları için defterlerini dürmelidir. Kubbealtı Lugatı "defter" maddesinde "defterini dürmek" deyimini öldürmek ve son vermek diye açıklar. Goncanın dürülmüş yaprakları da kâğıt tomarlarına benzer; deyim burada hem "yarıştan çekilmek" anlamına hem goncanın dürülü biçimine işaret eder (bizim tespitimizdir).
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 329-330, tg 223 (giriş s. 9, 15-18). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
- Kubbealtı Lugatı (Misalli Büyük Türkçe Sözlük), "durmak", "göz" (gözüne dizine dursun), "efsun", "sormak" ve "defter" (defterini dürmek) maddeleri. https://lugatim.com/s/defter
Resmî kaynaklar
- Kur'an-ı Kerim, İsrâ suresi 17/85, Diyanet İşleri Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali (Açık Kuran). https://acikkuran.com/17/85
Çevrimiçi kaynaklar






