Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Serv-i bālā ḳaddüñe öykündüyise nārven
Üşüp iderler ġulüv başına her murġ-ı çemen
Ṭut ki ṣudur ṭamlar ucından kişinüñ ṭurmayup
Nirde bitmiş bu turunc-ı ġabġab ey sīmīn-ẕeḳan
Cān ise baġrumı delmekden murāduñ delme hīc
Yüzüñi göster de al anı budur vech-i ḥasen
Bād-ı ṣubḥ irdükçe te’s̱īr ide diyü vehm idüp
Ditrer üstine bu sīm-endāmuñ ey dil pīrehen
Tīr-i ġamzeñden Münīr öldise rūz-ı ḥaşrde
Lāle gibi ṣarlanup gelsem gerek ḫūnīn-kefen

Günümüz Türkçesiyle

1. Eğer karaağaç senin yüksek servi boyuna öykündüyse, çimenliğin bütün kuşları toplanıp başına üşüşür, ona saldırırlar.

2. Diyelim ki kişinin ucundan durmadan damlayan sudur; ey gümüş çeneli, bu çene altı turuncu nerede yetişmiş? (Beyit kapalıdır; "ucından" sözünün kimin ya da neyin ucunu kastettiği açık değildir.)

3. Bağrımı delmekten muradın can ise, hiç delme; yüzünü göster de canı al: güzel yol (vech-i hasen) budur. ("Vech-i hasen" hem "güzel yol, uygun çare" hem "güzel yüz" demektir.)

4. Ey gönül, sabah yeli eriştikçe (ona) dokunur, zarar verir diye kuruntuya düşen gömlek, o gümüş bedenlinin üstünde titrer.

5. Münîr senin bakışının okuyla öldüyse, mahşer gününde lale gibi sararıp kanlı kefenle gelsem gerek.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz yirmi dördüncüsüdür (tg 224). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Redif yoktur; kafiye "-en" sesine dayanır: nārven, çemen, ẕeḳan, ḥasen, pīrehen ve kefen. Gazel VT (150b) ve VY (126b) nüshalarında bulunur; neşirde nüsha farkı kaydedilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, sevgilinin boyunu, çenesini ve bedenini sırayla anar; her beyitte bir güzellik unsuru bir nesneyle yarışa sokulur. Kubbealtı Lugatı "narven" kelimesini karaağaç diye açıklar ve Nâbî'den "Ki reşk-i kāmetinden ar‘ar inler nârven titrer" mısraını örnek verir; sevgilinin boyunu kıskanan ağaç divan şiirinde bilinen bir imgedir. Matlada sevgilinin servi boyuna öykünen karaağaç bu küstahlığının cezasını görür: çimenin kuşları başına üşüşür. Aynı sözlük "gulüv" kelimesine taşkınlık ve saldırma, hücum anlamlarını verir. İkinci beyitte sevgilinin çene altı (ġabġab) bir turunca benzetilir. Kubbealtı Lugatı "gabgab" kelimesini çenenin alt kısmı, çene altındaki ikinci gerdan, "turunç" kelimesini de portakala benzer, sarı turuncu renkli bir meyve diye açıklar. Beytin birinci mısraı kapalıdır; damlayan suyun bakanın ağzının sulanması mı, meyvenin ucundan damlayan su mu olduğu kesin değildir (bizim tespitimizdir). Gümüş çene ile turunç arasında renk ve biçim üzerinden bir teşbih kurulmuştur.

Üçüncü beyitte Münîrî, iki numara önceki gazelde (tg 220) de kafiye yaptığı "vech-i ḥasen" terkibine döner. Kubbealtı Lugatı "vecih – vech" kelimesine hem yüz hem tarz, yol anlamı verdiği için sevgiliye verilen öğüt cinaslı bir öğüttür: canı almak için bağrı delmek gerekmez, yüzü göstermek yeter; güzel yüz, canı almanın güzel yoludur (bizim tespitimizdir). Dördüncü beyit bir hüsn-i talildir. Sevgilinin üstündeki ince gömlek sabah rüzgârında titrer; şair bu titremeyi, gömleğin rüzgârın o nazik bedene zarar vermesinden korkmasına bağlar. Kubbealtı Lugatı "pîrâhen – pîrehen" kelimesini gömlek diye açıklarken Fıtnat Hanım'dan "Âzürde eyler ey perî nâzik tenin senin / Bûy-i semenden olsa da pîrâhenin senin" beytini örnek verir; sevgilinin bedeninin gömleği bile kaldıramayacak kadar nazik olduğu düşüncesi burada da vardır. Mahlas beytinde şair, sevgilinin bakış okuyla öldüğünde mahşere lale gibi kanlı bir kefenle geleceğini söyler. Kubbealtı Lugatı "hûnin" kelimesini kanlı, kan bulaşmış diye açıklar. Lalenin kırmızısı kanlı kefene, sararması ölümün solgunluğuna bağlanır; ok, ölüm, kan ve kefen arasında bir tenasüp vardır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar