Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Alur ḫadeng-i ġamzesi geldükçe pāresin
Kimdür bu göñlümün bitüren baġrı yarasın
Ṭıfl-ı dil āḫir ebced-i ‘ışḳı tamām idüp
Aldı eline muṣḥaf-ı ḥüsnüñ sipāresin
Sāyıllıġ ile vardısa göz yaşı ḳapuña
Merdümlük eyle bozmaġıl anuñ setāresin
Çīn ü Ḫıṭāya gitdügi nāfe ḫacīl olup
Zülfüñ ḳatında bildi meger yüzi ḳarasın
Didi yüzüñde beñlerüñi görüben Münīr
Dutmış benefşe ġoncaları gül-şen arasın

Günümüz Türkçesiyle

1. Bakışının oku her geldikçe (gönlümün) bir parçasını alır; bu gönlümün bağır yarasını kim iyileştirir (kim kapatıp bitirir)?

2. Gönül çocuğu sonunda aşkın ebcedini (alfabesini) bitirip senin güzellik mushafının cüzünü eline aldı.

3. Gözyaşı dilenci olarak kapına vardıysa, insanlık et (merdümlük eyle), onun örtüsünü bozma (onu rezil etme).

4. Çin'e ve Hıtay'a gitmiş olan misk kesesi utanmış; anlaşılan senin saçının yanında yüzünün kara olduğunu anladı.

5. Münîr, yüzündeki benleri görünce şöyle dedi: "Menekşe goncaları gül bahçesinin ortasını tutmuş."

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz yirmi dokuzuncusudur (tg 229). Vezin "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıdır. Mısralar "-(s)ın/-(s)in" ekiyle biter; kafiye bu ekin önündeki "-āre/-ara" seslerine dayanır: pāresin, yarasın, sipāresin, setāresin, ḳarasın ve arasın. Gazel üç divan nüshasında da (VT 152a, VY 128a, Ü 50a) bulunur. Aparata göre ikinci beyit Ü'de başka türlüdür: birinci mısra "Mihr-i cemāli muṣḥafına beñzedem diyü", ikinci mısra "Her geh düzer bozar yüzinüñ meh sipāresin" biçimindedir. Neşirde bu kelimelerin özel harfleri basılamamıştır; okuma bizim tamamlamamızdır. Bu biçimde beyit, ayın sevgilinin güzellik güneşinin mushafına benzemek için yüzünün cüzünü her an düzüp bozduğunu, yani ayın evrelerini anlatır gibi görünür (bizim tespitimizdir). Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin en dikkat çekici beyti, okul ve Kur'an okuma kelimeleriyle kurulmuş ikinci beyittir. Kubbealtı Lugatı "ebced" kelimesini Arap alfabesinin belli bir düzene göre sıralanışının adı diye açıklar ve "ebced-hân" terkibini okumaya yeni başlayan, acemi diye kaydeder. "Süpâre – sipâre" aynı sözlükte Kur'an'ı meydana getiren otuz cüzden her biri, "mushaf" da Kur'an demektir. Gönül, alfabeyi bitirip ilk cüzünü eline alan bir çocuk gibidir; okuduğu kitap da sevgilinin yüzüdür. Tıfl, ebced, mushaf ve sipâre arasında bir tenasüp vardır. Matlada bakışın oku her gelişinde gönülden bir parça kopardığı için yara büyür; "bitüren" sözü hem yarayı kapatıp iyileştirmeyi hem tüketip bitirmeyi düşündürür (bizim tespitimizdir). Üçüncü beyit cinas üzerine kurulmuştur. Kubbealtı Lugatı "merdüm" kelimesinin hem adam, insan hem de göz bebeği anlamına geldiğini kaydeder; "merdümlük eyle" hem "insanlık et" demektir hem de gözyaşı ile göz bebeği arasında bir ilgi kurar. Aynı sözlüğe göre "sâil" dilenen kimse, dilencidir. Kubbealtı Lugatı'nda bulamadığımız "setāre" kelimesini, aynı sözlükte gizleme, örtme diye açıklanan "setr" kelimesiyle ilgili görüp örtü anlamında anladık (bizim tespitimizdir). Gözyaşı kapıya dilenci gibi gelmiştir, sevgiliden onu rezil etmemesi istenir.

Dördüncü beyitte misk kesesi yine sevgilinin saçıyla yarışıp yenilir. Kubbealtı Lugatı "nâfe" kelimesini misk ceylanının göbeğindeki güzel kokulu kese diye açıklar; "yüzü kara" deyimini de aynı sözlük bir ayıbı, utanılacak bir kusuru olan diye verir. Siyah misk kesesinin rengi ile utanmak anlamındaki "yüzü kara" deyimi arasında bir tevriye vardır: nâfe hem gerçekten karadır hem de saçın kokusu karşısında mahcup olmuştur. Mahlas beytinde yüzdeki siyah benler menekşe goncalarına, yüz de gül bahçesine benzetilir. Menekşe, gonca ve gül bahçesi arasında bir tenasüp vardır. "Gül-şen arasın" sözündeki "ara" kelimesi kafiyede "ḳarasın" ile ses bakımından yakınlık kurar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar