Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Ölmişem ḳan yuṭuban la‘l-i dür-efşānuñ içün
Merdüm-i dīde beni ḳan ile yur anuñ içün
Ṣadef-i dīde yaşum baḥrini idindi vaṭan
Dür dökem diyü leb-i la‘l-i dür-efşānuñ içün
Serv dīvār aşar u yol gözedür şām u seḥer
İntiẓār ile ṭurup ḳadd-i ḫırāmānuñ içün
Ḫāk-i pāyına ne söz āb-ı ḥayāt olduġına
Ey dil anı getüregör ele öz cānuñ içün
Ġam degül yaḫañı yırtarsa göñül dest-i sitem
Rişte-i zülf yeter çāk-i girībānuñ içün
Ṣınmasun dir ise dendānı ṣaçuña ṭolaşup
Şāne diş bilemesün zülf-i perīşānuñ içün
Ġam yimez tīr-i ḫadengüñ ne ḳadar yirse Münīr
Līkin āḫir ḳalıcaḳ sīnede peykānuñ içün

Günümüz Türkçesiyle

1. İnci saçan yakut dudağın için kan yutarak öldüm; göz bebeği (gözün insanı) bu yüzden beni kanla yıkar.

2. Göz sedefi, inci saçan yakut dudağına inci dökeyim diye gözyaşımın denizini kendine yurt edindi.

3. Servi, salınarak yürüyen boyun için bekleyip durarak akşam sabah duvarların üstünden aşar, yolu gözler.

4. Ayağının toprağının ab-ı hayat olduğunda ne söz var; ey gönül, kendi canın için onu ele geçirmeye bak.

5. Ey gönül, zulüm eli yakanı yırtarsa gam değil; yırtık yakanı dikmek için (sevgilinin) saç teli yeter.

6. Tarak, dişi saçına dolaşıp kırılmasın diyorsa, senin dağınık saçına diş bilemesin (kin gütmesin).

7. Münîr senin okunu ne kadar yerse yesin gam yemez; ama sonunda göğsünde kalacak olan temren için (yanar).

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir yedi beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz otuzuncusudur (tg 230). Vezin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıdır. Redif "içün"dür; Ersoy girişteki redif listesinde (s. 9) bu gazeli "içün" redifliler arasında gösterir. Kafiye "-ānuñ" sesine dayanır: dür-efşānuñ, anuñ, dür-efşānuñ, ḫırāmānuñ, cānuñ, girībānuñ, perīşānuñ ve peykānuñ. "Leb-i la‘l-i dür-efşān" ifadesi matlada ve ikinci beyitte tekrarlanır. Gazel üç divan nüshasında da (VT 152b, VY 128a, Ü 50b) ve Pervâne Bey Mecmuası'nda (PB 435b) bulunur. Aparata göre beşinci ve altıncı beyitler PB'de yoktur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir ölüm sahnesi gibi kurulmuştur. Âşık, sevgilinin dudağı için kan yutarak ölmüştür ve gözün bebeği onu kanla yıkar. Kubbealtı Lugatı "merdüm" kelimesinin hem adam, insan hem de göz bebeği anlamına geldiğini kaydeder; "merdüm-i dīde" hem göz bebeğidir hem "gözün adamı" diye anlaşılabilir. Kanlı gözyaşları, ölüyü yıkayan birinin suyu gibi düşünülmüştür (bizim tespitimizdir). İkinci beyitte göz bir sedefe, gözyaşı denize, damlalar inciye benzer; bu inciler, inci saçan dudağa saçı olarak dökülecektir. Göz, deniz, sedef, inci ve dudak arasında bir tenasüp vardır. Üçüncü beyitte servi, sevgilinin salınan boyunu görmek için duvarların üstünden yola bakan bir bekçidir. Servinin duvarı aşacak kadar boylu olmasını beklemeye bağlayan bu söyleyiş bir hüsn-i talildir. Dördüncü beyitte ab-ı hayat ile ayak toprağı yan yana gelir. Kubbealtı Lugatı "âb" maddesinde "âb-ı bekā" terkibini ebediyet suyu, ab-ı hayat diye açıklar. Su ile toprak arasında bir tezat kurulmuş, ölümsüzlük veren su sevgilinin ayağının toprağında bulunmuştur.

Beşinci ve altıncı beyitler saç üzerine kuruludur. Kubbealtı Lugatı "rişte" kelimesini iplik, tire diye açıklar; zulüm eli yakayı yırtsa da sevgilinin saç teli onu dikmeye yeter. Yırtık yaka, Kubbealtı'nın "girîban-çâk" maddesinde de görüldüğü gibi, çok kederli olmanın işaretidir. Altıncı beyitte tarak (şāne) dile gelir. Kubbealtı Lugatı "şâne" maddesinde Tıflî'den "Ey şâne ser-i zülf-i perîşâna dokunma / Tel kırma" mısralarını örnek verir; Münîrî de tarağa, dağınık saça dokunmamasını benzer bir dille söyler. Beyitte "diş bilemek" deyimi tevriyelidir. Kubbealtı Lugatı bu deyimi kötülük yapmak ve öç almak için fırsat kollamak diye açıklar; deyim burada hem bu mecaz anlamıyla hem tarağın dişlerinin gerçek anlamıyla kullanılmıştır. Aynı deyim Münîrî'nin tg 225 numaralı gazelinin matlaında da geçer. Mahlas beytinde "yemek" fiili iki kez kullanılır: Münîr okları "yer", ama "gam yemez". Kubbealtı Lugatı "gam yemek" deyimini "yemek" fiiliyle kurulan deyimler arasında sayar. Aynı sözlüğe göre "peykân" okun ucundaki sivri demir, temrendir. Beytin ikinci mısraı kısa söylenmiştir; şairin gamı göğsünde kalacak temren içindir, ya da o temren yüzünden sonunda sevgilinin bir hatırası göğsünde kalacaktır (bizim tespitimizdir).

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar