Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Çün kim irdi nevbet-i ‘ahd-i gül ü peymān-şiken
Bir dem ey dil bī-mey ü ma‘şūḳ u yār olmaḳ neden
Sen gül-endām ile ġāyet ḫoşdur ey cān bülbüli
Muṭrib-i naġme-serāy u sāḳī-i sīmīn-ẕeḳan
Gül yüzüñe lāle öykündügi ‘öẕri dileyüp
Geldi dāġ-ı ḫaclet ile boynına ṭaḳup kefen
Acıram sīnemde tīr-i ġamzeñ eglenmez diyü
Bes ṭurur mı bir müşebbek nesnede ṭaşdan geçen
Ḫūb-rūlardan beni men‘ itdügi zāhid budur
Bilmemişdür kim nedür māhiyyet-i vech-i ḥasen
Devletinde ‘ışḳ-ı dil-sūzuñ Münīr üftāde-veş
Dāstān-ı şevḳum oldı ḳıṣṣa-i her encümen

Günümüz Türkçesiyle

1. Gülün ve ahdini bozan (vefasız, kısa ömürlü) mevsimin nöbeti geldiğine göre, ey gönül, bir an bile şarapsız, maşukasız ve dostsuz kalmak niye?

2. Ey can bülbülü, gül tenli (sevgili) ile, nağmeler söyleyen bir çalgıcı ve gümüş çeneli bir saki ile (bir arada olmak) son derece hoştur.

3. Lale, gül yüzüne benzemeye kalkıştığı için özür dilemek üzere, utanç yarasıyla (ortasındaki kara lekeyle) boynuna kefen takıp geldi.

4. Bakışının oku gönlümde durmuyor diye hayıflanıyorum; ama taşı delip geçen ok, ağ gibi delik deşik bir şeyde durur mu?

5. Zahidin beni güzellerden menetmesinin sebebi şudur: güzel yüzün (ve güzel yolun) özünün ne olduğunu bilmemiştir.

6. Münîr, senin gönül yakan aşkının sayesinde düşkünler gibi oldum; şevkimin destanı her meclisin hikâyesi oldu.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir altı beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz otuz üçüncüsüdür (tg 233). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Gazelin redifi yoktur; kafiye "-en" sesine dayanır: peymān-şiken, neden, ẕeḳan, kefen, geçen, ḥasen ve encümen. Gazel yalnız Vatikan nüshasında (VT 153a) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel bir bahar ve işret davetiyle açılır. Matlada gül mevsimi "peymān-şiken", yani sözünde durmayan bir dönem olarak anılır; gül çabuk solduğu için bu vakit boşa geçirilmemelidir. Kubbealtı Lugatı "nevbet" kelimesini nöbet diye açıklar; gül devri sırası gelince başlayan bir nöbet gibidir. Mısradaki "gül ü peymān-şiken" sözü, gül ile ahdini bozan sevgiliyi yan yana anıyor diye de anlaşılabilir. İkinci beyit bu daveti bir meclis tablosuna çevirir: gül tenli sevgili, çalgıcı ve gümüş çeneli saki. "Cān bülbüli" hitabıyla gönül, gülün başında öten bülbüle benzetilir.

Üçüncü beyit bir hüsn-i talil örneğidir. Lalenin ortasındaki kara leke burada bir utanç yarasıdır. Kubbealtı Lugatı "dâğ" kelimesinin mecazen aşk ve kederin açtığı yarayı, ayrıca lale gibi çiçeklerin göbeğindeki siyahlığı da karşıladığını kaydeder. Lale, sevgilinin yüzüne öykündüğü için suçludur ve özür dilemeye boynunda kefeniyle gelir. Aynı sözlük "kefeni boynunda" deyimini "her an ölüme hazır" diye açıklar; lale bu deyimdeki gibi ölümü göze alarak gelmiştir.

Dördüncü beyitte gönül ağ gibi delik deşik olmuştur. Kubbealtı "müşebbek" kelimesini ağ ve kafes gibi örülmüş, oyulmuş diye açıklar ve Zâtî'den sadrın müşebbek olmasını anlatan bir beyit örnek verir. Taşı delen okun gözenekli bir gönülde durması beklenemez; şair bakış okunun gönülde kalmayışını böyle mazur gösterir.

Beşinci beyitte zahit, güzellere bakmayı yasaklayan kişidir. "Vech-i ḥasen" terkibi bir tevriye taşır. Kubbealtı "vech" kelimesinin yüz anlamı yanında yol, biçim ve sebep anlamlarını da verir. Buna göre zahit hem güzel yüzün özünü hem de güzel bir yolun, uygun bir sebebin ne olduğunu bilmemektedir (bizim tespitimizdir). Mahlas beytinde aşığın derdi meclislerde anlatılan bir destana döner.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar