Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Dil tīġ-i ġamzeñi kim ider her dem ārzū
Beñzer şu ḫasteye ki diye tā ölüce ṣu
Bāġ-ı behişte her dem izüñ tozın iletür
Bād-ı nesīm anuñ-çün olur şöyle müşk-bū
Bilüñ ḫayāliyile gönül şöyle ṭoldı kim
Ṣıġmaz gelürse daḫı aña bir ḫayāl-i mū
Zāhid ṣanur ki pend ile ‘ışḳı terk idem
İder mi ölmeyince kişi hīc terk-i ḫū
Götürme yüzüñi izi tozından ey Münīr
İki cihānda ḥāṣıl idem dirseñ āb-ı rū

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönlün, bakışının kılıcını her an arzulaması, ölünceye dek "su" diye inleyen hastaya benzer (kılıcın "suyu", yani parıltısı ve keskinliği de vardır).

2. Seher yeli her an izinin tozunu cennet bahçesine götürür; bu yüzden böyle misk kokulu olur.

3. Gönül senin belinin hayaliyle öyle doldu ki, ona bir kıl hayali daha gelse sığmaz.

4. Zahit, öğütle aşkı terk edeceğimi sanıyor; insan ölmeyince hiç huyunu terk eder mi?

5. Ey Münîr, iki cihanda yüz suyu (şeref) kazanayım dersen, yüzünü onun izinin tozundan kaldırma.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz otuz dokuzuncusudur (tg 239). Vezin "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıdır. Gazelin redifi yoktur; kafiye "-ū" sesine dayanır: ārzū, ṣu, müşk-bū, mū, ḫū ve āb-ı rū. Gazel üç divan nüshasında da (VT 154b, VY 129a, Ü 51a) bulunur. Tek nüsha farkı mahlas beytindedir: "dirseñ" (dersen) VT ve Ü'de "dirsem" (desem) biçimindedir; bu okumayla şair "yüz suyu kazanayım desem" diye kendi ağzından konuşur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada bakış bir kılıçtır ve gönül bu kılıcı susuz kalmış bir hasta gibi ister. Kubbealtı Lugatı "âb" maddesinde "âb-ı tîğ" terkibini kaydeder: kılıç yapılırken çeliğe verilen su ve mecazen kılıcın keskinliği, parlaklığı. Hastanın "su" diye inlemesi ile kılıcın "suyu" arasında bir tevriye vardır; aşık ölümcül bir susuzlukla aslında kılıcı istemektedir (bizim tespitimizdir).

İkinci beyit bir hüsn-i talil örneğidir. Seher yelinin misk kokması, sevgilinin ayak izinin tozunu cennete taşımasıyla açıklanır. Kubbealtı "müşk-bû" terkibini misk kokulu diye açıklar ve Fuzûlî'den bir örnek verir. Sevgilinin yolunun toprağı cennetten daha değerli sayılır.

Üçüncü beyitte ince bel mazmunu bir mübalağa ile işlenir. Belin hayali kıl kadar incedir, yine de gönlü öyle doldurmuştur ki bir kıl hayaline daha yer kalmaz. İncelik ile doluluk arasındaki bu tezat beytin inceliğidir.

Dördüncü beyit bir atasözüne dayanır. Kubbealtı "can" maddesinde "Can çıkar, huy çıkmaz" sözünü örnek olarak kaydeder. Münîrî bu sözü zahide karşı kullanır: aşk aşığın huyu olmuştur ve ancak ölümle ondan ayrılabilir. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Münîrî, atasözlerini ve deyimleri şiire yerleştirme geleneğinde başarılı sayılan şairlerdendir; bu beyit bir irsal-i mesel örneğidir.

Mahlas beyti matladaki su imgesine geri döner. Kubbealtı "âbırû" kelimesini yüz suyu; şeref, haysiyet diye açıklar. Şair, yüzünü sevgilinin izinin tozundan kaldırmamakla, yani alçakgönüllükle iki cihanda şeref kazanılacağını söyler. "Yüz", "toz" ve "āb-ı rū" arasında bir tenasüp, toza sürülen yüzün şeref kazanması arasında da bir tezat vardır. Gazelde su, matladaki "ṣu" ile mahlas beytindeki "āb" arasında başa ve sona yerleşmiştir (bizim tespitimizdir).

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar