Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün

Nā-geh ki görine göñül ol ḳāmet ü ebrū
Feryād-ı Te‘ālallāh olur derd ile her sū
Geldükçe ḫayāl-i ḫaṭuñ aġladuġı çeşmüm
Elbette yaşardur göz içinde biticek mū
Biñ kerre ḥarem ḥalḳasına irdi ṣanurdum
Bir kez ki gireydi ele bu ḥalḳa-i gīsū
İzüm tozını eşküñe virür idüm o da dir
Oġlandur ider kendüye sāyıllıġı ol ḫū
Şeb-revligini göreli zülf-i siyehüñüñ
Vehm itdi daḫı gözlerüme girmedi uyḫu
Dil ḫāk-i rehüñden ki hemān ayrıla ölür
Gūyā ki semek gibi ḥayātıdur anuñ ṣu
Seyrān-gehi çün gül-şen-i cān oldı Münīrī
Bes fāḫte gibi niçe bir na‘ra-i kū kū

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül o boyu ve kaşı ansızın görünce, her yandan dertle "Teâlallah" (Allah yücedir) feryadı kopar.

2. Ayva tüyünün hayali geldikçe gözüm ağlıyor; elbette göz içinde kıl bitince göz yaşarır.

3. Bu zülfün halkası bir kez ele geçseydi, bin kere Harem'in (Kâbe'nin) halkasına eriştim sanırdım.

4. Beyit iki türlü okunabilir: "Ayak izimin tozunu senin gözyaşına verirdim; o da 'Oğlandır, kendine dilenciliği huy edinmiş' der" ya da "İzimin tozunu senin gözyaşına verirdim; o da der ki: 'Oğlan o huyla kendine dilencilik eder'." Mısraların sözdizimi açık değildir.

5. Kara zülfünün gece yürüyüşünü (gece dolaşan hırsız gibi gezmesini) göreli beri uyku kuşkulanıp korktu, bir daha gözlerime girmedi.

6. Gönül senin yolunun toprağından ayrılır ayrılmaz ölür; sanki onun hayatı, balığın hayatı gibi, sudur.

7. Münîrî, gezinti yerin can gül bahçesi olduğuna göre üveyik gibi ne zamana dek "kû kû" diye bağıracaksın?

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir yedi beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz kırkıncısıdır (tg 240). Vezin "mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün" kalıbıdır. Gazelin redifi yoktur; kafiye "-ū" sesine dayanır: ebrū, sū, mū, gīsū, ḫū, uyḫu, ṣu ve kū kū. Gazel üç divan nüshasında da (VT 154b, VY 129a, Ü 51b) bulunur ve neşirde nüsha farkı gösterilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada sevgilinin boyu ile kaşı görülünce her yandan "Teâlallah" nidası yükselir. Bu söz hayranlığı Allah'ın yüceliğini anarak dile getirir ve derdin içinden kopan bir feryat olarak verilir. İkinci beyitte ayva tüyü göze batan bir kıl gibidir. Kubbealtı Lugatı "ayva tüyü" terkibini yüzde ilk beliren ince sarı tüyler diye açıklar. Göze kıl kaçınca gözün yaşarması gibi, ayva tüyünün hayali de aşığı ağlatır. Aynı imge neşirdeki 238. gazelin mahlas beytinde de geçer (bizim tespitimizdir).

Üçüncü beyitte zülfün halkası ile Harem'in halkası karşılaştırılır. Kubbealtı "harem" kelimesini herkesin girmesine izin verilmeyen, saygı gösterilmesi gereken yer diye açıklar; "Haremeyn" maddesinde de bunun Kâbe ve Ravza ile Mekke ve Medine için kullanıldığını yazar. Zülfün halkasına el uzatmak aşığa bin hac kadar değerli görünür. "Ḥalḳa" kelimesinin iki kez kullanılışı bir tekrir, Harem ile zülf arasındaki yakınlık da bir mübalağadır.

Dördüncü beytin anlamı açık değildir. "Eşküñe" kelimesi "senin gözyaşına" diye okunur; ikinci mısradaki "oġlan", "sāyıllıḳ" ve "ḫū" kelimelerinin birbirine nasıl bağlandığı kesin değildir. Kubbealtı "sâil" kelimesini soru soran ve dilenen kimse diye açıklar. Aktarımda iki okumayı birlikte verdik; beyti kesin bir anlama bağlamadık.

Beşinci beyit bir hüsn-i talil örneğidir. Kubbealtı "şeb-rev" kelimesini gece giden, gece yürüyen, gece yolcusu diye açıklar. Kara zülf geceleri dolaşan biri gibidir; uyku da bu gece yolcusundan ürküp aşığın gözüne girmez. Uykusuzluk böylece zülfe bağlanır. Altıncı beyitte Kubbealtı'nın balık diye açıkladığı "semek" ile su arasındaki ilgi bir teşbihe dönüşür: gönül sevgilinin yolunun toprağından ayrılınca, sudan çıkmış balık gibi ölür.

Mahlas beytinde şair kendini üveyiğe benzetir. Kubbealtı "fahte" kelimesini üveyik kuşu diye açıklar ve Mesîhî ile Koca Râgıb Paşa'dan bu kuşun bir yerde durmadığını söyleyen beyitler örnek verir. Gül bahçesine kavuşmuş olan aşığın hâlâ üveyik gibi "kû kû" diye bağırması, kavuşmadan sonra da sürüp giden bir arayışı düşündürür (bizim tespitimizdir).

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar