Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Yā Rab ol ṭāli‘ nedendür kākül-i Hindūsına
Her gice yār anı almışdur yatar pehlūsına
Rūz-ı maḥşerde varur her kişi dest-āvīz ile
Ben de anuñ-çün yapışdum ḥalḳa-i gīsūsına
Şāḫ-ı gül ḳaddüñ hevāsıyla delürmişdür meger
Ġonca heykel yazup anuñ baġladı bāzūsına
Fikr-i dünyāyı unutduġı lebüñ şevḳıyla dil
Hīc añılur mı cihān düşülse cān ḳayġusına
Uyumaz nergis güneşde bes anuñ-çün çeşm-i yār
Vardı yüzinde Münīrī sāye-i ebrūsına

Günümüz Türkçesiyle

1. Ya Rabbi, onun Hindu (kara) kâkülünün bu talihi nereden ki sevgili her gece onu alıp yanına yatar?

2. Mahşer gününde herkes bir tutamakla (ve bir armağanla) varır; ben de bu yüzden onun saçının halkasına yapıştım.

3. Gonca, senin gül dalı gibi boyunun sevdasıyla delirmiş olmalı ki bir muska yazıp onun koluna bağladı.

4. Gönül dudağının şevkiyle dünya düşüncesini unuttu; insan can kaygısına düşünce dünya hiç anılır mı?

5. Nergis güneşte uyumaz; Münîrî, bu yüzden sevgilinin gözü yüzündeki kaşının gölgesine vardı (gölgesine sığındı).

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz kırk dördüncüsüdür (tg 244). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Ersoy giriş bölümündeki redif listesinde bu gazelin redifini "-sına" olarak gösterir; dördüncü beyitte ek "ḳayġusına" kelimesinde "-sına" biçimiyle yine yer alır. Kafiye "-ū / -u" sesine dayanır: Hindū, pehlū, gīsū, bāzū, ḳayġu ve ebrū. Gazel üç divan nüshasının (VT 155b, VY 135a, Ü 52a) yanında Pervâne Bey Mecmuası'nda (PB 523a) da bulunur; neşirde nüsha farkı gösterilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada aşık, sevgilinin kâkülünü kıskanır. Kubbealtı Lugatı "Hindû" kelimesini Hindistan halkından olan kimse diye açıklar ve eski edebiyatta yüzdeki ve vücuttaki ben için kullanıldığını kaydeder; burada sıfat, kâkülün karalığını anlatır. Kara kâkülün her gece sevgilinin yanında yatması, aşığa çok yüksek bir talih gibi görünür. Mısradaki "ṭāli‘" (talih) kelimesi ile kara Hindu arasındaki karşıtlık beytin nüktesidir (bizim tespitimizdir).

İkinci beyitte "dest-āvīz" kelimesi bir tevriye taşır. Kubbealtı "dest-âviz" terkibini küçükten büyüğe verilen hediye, ufak hediye diye açıklar ve kelimenin Farsça "āvīz" (asılan) ile kurulduğunu belirtir. Mahşer günü herkes elinde bir armağanla, aynı zamanda tutunacak bir şeyle varır. Aşık da sevgilinin saçının halkasına yapışmıştır; saç halkası hem armağan hem tutamak olur (bizim tespitimizdir).

Üçüncü beyit bir hüsn-i talil örneğidir. Kubbealtı "heykel" kelimesinin eski bir anlamı olarak nazar için boyna takılan muskayı verir ve Mesîhî'den bir örnek aktarır. Goncanın dalın üzerindeki kapalı, katlanmış biçimi, delirmiş bir kişinin koluna bağlanmış muskaya benzetilir. "Delürmek" ile "heykel" arasında bir tenasüp vardır; gül dalı burada sevgilinin boyudur, goncanın muskayı onun koluna bağlaması da sevdanın bir belirtisidir.

Dördüncü beyitte "cān ḳaygusı" deyişi, hayati bir tehlikeye düşmüş kişinin bütün öteki dertleri unutmasını anlatır. Bu söyleyiş bir irsal-i mesel havası taşır: aşk, gönle dünyayı unutturacak kadar büyük bir can derdidir.

Mahlas beytinde göz ile nergis arasındaki bilinen benzerlik bir gerekçeye dönüşür. Kubbealtı "nergis" kelimesinin mecazen sevgilinin gözü anlamına geldiğini, "ebrû" kelimesinin de kaş demek olduğunu kaydeder. Nergis güneşte uyumadığı için sevgilinin gözü kaşının gölgesine çekilmiştir; kaşın altındaki baygın göz böylece açıklanır. Kubbealtı'na göre "münir" aydınlatan, ışık veren demektir; güneş ile "Münīrī" mahlası arasında bir ilgi kurulabilir (bizim tespitimizdir).

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar