Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ḥalḳa-i zülfüñ ki vardur bu gül-i sīr-ābda
Gūyiyā siḥr ile baġlanmış girihdür ābda
Āftāb-ı ṭal‘atuñdan ẓāhir olur dōstum
Günde bu şevḳ-ı ḥarāret mihr-i ‘ālem-tābda
Rū-be-rū şol devlete k’irdüm viṣālüñle bugün
Hīc kimse bir gice görmiş degüldür ḫᵛābda
Levḥ-i çihremde dem-ā-dem her biri müjgānumuñ
Sürḫ ile yazar ki sırr-ı ‘ışḳdur bu bābda
Ṭāḳ-ı ebrūsında görüp göñlümi didüm Münīr
Gūyiyā bir şem‘dür ṭurmış yanar miḥrābda

Günümüz Türkçesiyle

1. Bu taze, suya kanmış gül (yanak) üzerindeki zülfünün halkası, sanki büyüyle suya atılmış bir düğümdür.

2. Dostum, dünyayı aydınlatan güneşteki bu her gün görülen harareti ve şevki, senin güneş yüzünden ileri gelir (güneş de sana olan sevgisinden yanar).

3. Bugün senin vuslatınla yüz yüze öyle bir mutluluğa erdim ki kimse bir gece rüyasında bile böylesini görmemiştir.

4. Yüzümün levhası üzerine kirpiklerimin her biri durmadan kırmızı mürekkeple (kanlı yaşla) "bu konuda aşkın sırrı budur" diye yazar.

5. Münîr, gönlümü onun kaşının kemeri altında görünce dedim ki: Sanki mihrapta durmuş yanan bir mumdur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz kırk altıncısıdır (tg 246). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesi bu gazelin redifini "-dE" olarak verir; bulunma eki her beytin sonunda tekrarlanır. Kafiye "-āb" sesine dayanır: sīr-āb, āb, tāb, ḫᵛāb, bāb ve miḥrāb. Gazel iki divan nüshasında (VT 156a, VY 130b) bulunur; neşirde nüsha farkı kaydedilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin her beyti sevgilinin güzelliğinden bir parçayı ele alır: zülüf, yüz, vuslat, âşığın kanlı yaşları ve kaş. Matlada Kubbealtı Lugatı'nın "sîrâb" kelimesine verdiği "suya kanmış" ve "taze, körpe" anlamları birlikte işler; yanak hem tazedir hem de su gibi parlaktır. Zülfün halkası bu yüzey üzerinde suya atılmış bir düğüme benzetilir. Suya düğüm atmak olmayacak bir iştir; şair bunun ancak büyüyle olabileceğini söyleyerek zülfü bir sihir eseri gibi gösterir (bizim tespitimizdir). İkinci beyitte Kubbealtı Lugatı'nın güneş ve mecazen sevgi diye açıkladığı "mihr" kelimesi iki anlamıyla birlikte kullanılır; güneşin her gün duyduğu hararet sevgilinin yüzünden doğmuştur. "Günde" kelimesi de hem "her gün" hem "güneşte" diye okunabilir. Bu söyleyiş, güneşin ışığını sevgiliden aldığını ileri süren bir hüsn-i ta‘lîl örneğidir (bizim tespitimizdir).

Üçüncü beyitte "bugün", "gice" ve "ḫᵛāb" (uyku, rüya) arasında bir tenasüp vardır: âşığın gündüz uyanıkken eriştiği mutluluğu kimse gece rüyasında görmemiştir. Dördüncü beyit yazı âletleri üzerine kuruludur. Kubbealtı Lugatı "levh" kelimesini üzerine yazı yazılan yassı yüzey, "sürh" kelimesini kırmızı, kırmızı mürekkep ve el yazması kitaplarda kırmızı mürekkeple yazılmış bab veya fasıl başlığı diye açıklar. Kirpikler kalem, yüz levha, kanlı yaş kırmızı mürekkeptir; "bu bābda" sözündeki "bāb" ise hem "konu" hem de kitabın bölümü anlamıyla "sürh" kelimesine bağlanır. Böylece âşığın yüzü, kırmızı başlıkla açılmış bir aşk kitabının sayfası gibi görünür.

Mahlas beytinde kaş mihraba benzetilir. Kubbealtı Lugatı "mihrap" maddesinde, eski edebiyatta sevgilinin kemer biçimindeki kaşlarının ve kaşların arasının bu adla anıldığını kaydeder. Kaşın altında yanan gönül, mihrapta yanan mumdur. "Münīr" mahlasının ışıkla ilgili anlamı ile mum arasında da bir yakınlık kurulmuştur (bizim tespitimizdir).

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar