Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Devr-i güldür gül-sitānda bir nigār-ı şeng ile
Bāde nūş it muṭrib-i ḫoş-gūy u nāy u çeng ile
Ben benümle dem-be-dem dīvāne-veş ceng itdügüm
Ey perī-peyker delürdüm atmaduñ bir seng ile
Ceng-i hicrānda dil ü cāndan meded umdum velī
Biri gördüm yaralu düşmiş birisi ceng ile
Nālemi efġānuma uydurdıġum biñ cehd idüp
Naġme-i ḫoş-ḫᵛān be-ġāyet ḫūb olur āheng ile
Külbe-i aḥzānuma nā-geh Münīrī dün gice
Bir meh-i şekker-leb irdi bāde-i gül-reng ile

Günümüz Türkçesiyle

1. Gül mevsimidir; gül bahçesinde şen, işveli bir güzelle, tatlı sesli bir çalgıcı, ney ve çeng eşliğinde şarap iç.

2. Ey peri yüzlü, durmadan kendi kendimle deli gibi kavga ederken delirdim; (yine de) bana bir taş bile atmadın.

3. Ayrılık savaşında gönülden ve candan yardım umdum; ama birini yaralı düşmüş, ötekini de hâlâ savaşla uğraşır gördüm.

4. Bin çaba ile iniltimi feryadıma uydurdum; tatlı sesli okuyucunun nağmesi de ahenkle son derece güzel olur.

5. Dün gece, Münîrî, hüzünler kulübeme ansızın şeker dudaklı bir ay (güzel), gül renkli şarapla geldi.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz kırk dokuzuncusudur (tg 249). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesi bu gazelin redifini "ile" olarak verir; kafiye "-eng" sesine dayanır: şeng, çeng, seng, ceng, āheng ve reng. Gazel üç divan nüshasında da (VT 157a, VY 135b, Ü 52b) bulunur; neşirde nüsha farkı kaydedilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin en belirgin özelliği kafiye kelimeleri arasındaki ses oyunlarıdır. Kubbealtı Lugatı "şeng" kelimesini neşeli, şen şakrak, şuh; "çeng" kelimesini harbe benzeyen telli bir çalgı; "seng" kelimesini taş diye açıklar. "Ceng" ise savaştır (Kubbealtı, "cengâver" maddesi). Matladaki "çeng" ile ikinci ve üçüncü beyitlerdeki "ceng" kelimeleri yalnız bir harfin noktasıyla ayrılır; bu, cinas-ı hattî denen bir sanattır. "Ceng" kelimesi üçüncü beyitte hem mısra içinde hem kafiyede iki kez kullanılır. Matla bir bahar daveti olarak kurulmuş, işret meclisinin bütün unsurları (güzel, çalgıcı, ney, çeng, şarap) tek beyitte toplanmıştır.

İkinci beyitte peri ile delilik arasında bir ilişki vardır. Kubbealtı Lugatı "peri" maddesinde "perî-dâr" terkibini periler tarafından zaptedilmiş, cin tutmuş kimse diye açıklar. Peri yüzlü sevgili âşığı delirtmiştir, ama ona bir taş bile atmamıştır. Beyit, delirmiş birine taş atılması düşüncesine dayanıyor görünür; sevgilinin bu kadarını bile yapmaması, âşıkla hiç ilgilenmediğinin işareti sayılabilir (bizim okumamızdır). Üçüncü beyitte gönül ile can, ayrılık savaşında yardıma çağrılan iki asker gibidir; biri yaralı düşmüş, öteki hâlâ savaştadır.

Dördüncü beyit musiki terimleriyle kuruludur. Kubbealtı Lugatı "âhenk" kelimesini kulağa hoş gelen ses uygunluğu, ezgi, nağme ve parçalar arasındaki uyum diye açıklar. Âşık iniltisini feryadına uydurmuştur; tıpkı nağmenin ahenkle güzelleşmesi gibi onun feryadı da uyumlu bir musikiye dönüşür. İkinci mısra irsal-i mesel gibi genel bir hüküm bildirir. Mahlas beytinde "külbe-i aḥzān" terkibi bir telmihtir: Kubbealtı Lugatı bu terkibi "hüzünler kulübesi" diye açıklar ve Hz. Yâkub'un kaybolan oğlu Yûsuf'un hasretiyle ağlaya ağlaya gözlerini kaybettiği kulübeye bu adın verildiğini, edebiyata bu anlamla geçtiğini kaydeder. Gazel, sevgilinin bu hüzün kulübesine şarapla gelmesiyle matladaki bahar meclisine geri döner.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar