Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ṭurma nālişler ḳıl ey bülbül hezār efġān ile
Ḳandayısa ḫār olur hem-dem gül-i ḫandān ile
Dīde-i bülbül ciger ḳanını dökmezdi müdām
Ḫāk-i gül yoġrulmasaydı şöyle ey dil ḳan ile
Bülbül-i gūyā gibi müflis gedāya n’i‘tibār
Ṭurmaz altun ṣarf iderken şāh-ı gül dāmān ile
‘Andelīb-i ḫasteñüñ gözi yaşından ġam yime
Ṣūret-i gül ḫūb olur yaġduḳça ḫod bārān ile
Gül gibi vech-i ḥasen virildise yāra Münīr
Biz de bülbül gibi ḫoş-vaḳtüz hezār-efġān ile

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey bülbül, durma, bin feryatla (hezâr: hem "bin" hem "bülbül") inle; diken, nerede olursa olsun, gülen gülün her an arkadaşıdır.

2. Ey gönül, gülün toprağı böyle kanla yoğrulmasaydı bülbülün gözü sürekli ciğer kanı dökmezdi.

3. Söz söyleyen bülbül gibi müflis bir dilenciye ne itibar olur; gül padişahı eteğiyle altın saçarken durmaz (ona bakmaz).

4. Hasta bülbülün gözyaşından dolayı tasalanma; gülün yüzü yağmur yağdıkça güzelleşir.

5. Münîr, sevgiliye gül gibi güzel bir yüz verildiyse, biz de bülbül gibi bin feryatla hoş vakit geçiririz.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz ellincisidir (tg 250). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesi bu gazelin redifini "ile" olarak verir; kafiye "-ān" sesine dayanır: efġān, ḫandān, ḳan, dāmān, bārān ve yine efġān. "Hezār efġān" söyleyişi matlada ve mahlas beytinde iki kez kafiye olur. Gazel iki divan nüshasında (VT 157a, VY 131b) bulunur. Neşirde dördüncü beyitteki "yaġduḳça" kelimesi için VT'nin farklı bir yazımı kaydedilmiştir; ancak dipnotlardaki özel harfler neşirde basılamadığı için farkın ne olduğu okunamamaktadır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel baştan sona gül ile bülbül mazmunu üzerine kuruludur; her beyit bu ikilinin bir yönünü işler. Kubbealtı Lugatı "hezâr" kelimesini hem "bin" hem de "bülbül" anlamıyla iki ayrı madde olarak verir. Matlada ve mahlas beytinde geçen "hezār efġān" sözü bu iki anlamla okunur: bin feryat ve bülbül feryadı. Bu kelime oyunu tevriyedir. Matlanın ikinci mısraı, gülün her zaman dikenle birlikte bulunduğunu söyleyen genel bir hükümdür ve irsal-i mesel havası taşır; gülen gül ile inleyen bülbül arasında da bir tezat vardır.

İkinci beyit bir hüsn-i ta‘lîl örneğidir: bülbülün kanlı gözyaşı dökmesinin sebebi, gülün toprağının kanla yoğrulmuş olmasıdır. Gülün kırmızı rengi bu kana bağlanır (bizim tespitimizdir). Üçüncü beyitte gül padişah, bülbül dilencidir. "Bülbül-i gūyā" (söz söyleyen bülbül) terkibi, bülbülün ötüşünü bir konuşma gibi düşünür; "müflis" ve "gedā" kelimeleri de onun yoksulluğunu iki kez vurgular. Kubbealtı Lugatı "dâmen" kelimesini etek diye açıklar. Gül eteğiyle altın saçmaktadır; gülün ortasındaki sarı kısmın altına benzetildiği düşünülebilir (bizim tespitimizdir). Bülbülün dili vardır ama altını yoktur; bu yüzden cömert gül padişahının gözünde itibarı yoktur.

Dördüncü beyitte bülbülün gözyaşları yağmura benzetilir. Gül yağmurla güzelleştiği gibi âşığın gözyaşı da sevgilinin güzelliğini artırır; bu yüzden ağlamak tasalanacak bir şey değildir. Mahlas beytinde âşık kendini bülbüle benzetir ve gazeli bir kabullenişle bağlar: sevgiliye gül gibi bir yüz verilmişse âşığa da bülbül gibi feryat etmek düşer, bu feryat da onun hoş vaktidir. "Ḫoş-vaḳt" ile "hezār-efġān" arasında bir tezat kurulmuştur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar