Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Nergis-i mestüñ ki dil mülkine ṣaldı velvele
Düşdi tīr-i ġamzeñ ile cismüme hep zelzele
Dil raḳīb-i bed-nijādı didi kūyuñda görüp
Gül-şen-i cennetde n’eyler ite besdür mezbele
İki ‘ālem varlıġın yoluñda terk itdi göñül
Bu ne istiġnādur ol kim geçmedi bir ḫardala
Dil dehānı sırrınuñ bir ḥarfini fehm itmeden
‘Iḳd-ı zülfine ṭolaşdı müşkil oldı mes’ele
Āh-ı dil-sūzum yetişdi göklere beñzer Münīr
K’oldı şöyle gül-şen-i nīlūferī pür-meş‘ale

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül ülkesine gürültü (velvele) salan o sarhoş nergisin (gözün) yüzünden, gamzenin oku ile bedenime baştan başa bir deprem (zelzele) düştü.

2. Gönül, kötü huylu rakibi senin mahallende görünce dedi ki: Cennet gül bahçesinde köpeğin ne işi var; ona çöplük yeter.

3. Gönül senin yolunda iki dünyanın varlığını terk etti; bu ne nazdır, ne tenezzül etmeyiştir ki o (sevgili) bunu bir hardal tanesine bile saymadı.

4. Gönül, ağzının sırrından bir harfi bile anlamadan zülfünün düğümüne dolaştı; mesele (çözülmesi) güçleşti.

5. Münîr, yürek yakan ahım göklere ulaştı galiba; nilüfer renkli gül bahçesi (gök) böylece meşalelerle (yıldızlarla) doldu.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz elli beşincisidir (tg 255). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un girişteki redif listesinde bu gazelin numarası geçmez; kafiye "-ele, -ala" seslerine dayanır: velvele, zelzele, mezbele, ḫardala, mes’ele ve meş‘ale. Kafiye kelimelerinin çoğu Arapça kökenlidir. Gazel üç divan nüshasında da (VT 158b, VY 136b, Ü 54a) bulunur; neşirde nüsha farkı kaydedilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla, iki ses yansımalı kelimeyi yan yana getirir. Kubbealtı Lugatı "velvele" kelimesini gürültü, patırtı, "zelzele" kelimesini de deprem, yer sarsıntısı diye açıklar ve ikisinin de Arapçada ses taklidiyle kurulduğunu kaydeder. "Nergis" ise aynı sözlüğe göre mecazen sevgilinin gözüdür ve "nergis-i fettân" (baştan çıkaran göz) terkibi örnek verilir. Sarhoş göz gönül ülkesine gürültü salar, gamze oku da bedeni sarsar; ülke, gürültü ve deprem arasında bir tenasüp kurulmuştur.

İkinci beyitte sevgilinin mahallesi cennet gül bahçesine, rakip köpeğe benzetilir. Kubbealtı Lugatı "mezbele" kelimesini çöp atılan yer, süprüntülük diye açıklar; cennet bahçesi ile çöplük arasında keskin bir tezat vardır. Üçüncü beyitte Kubbealtı Lugatı'nın "bir şeye karşı nazlı davranma, tenezzül etmeme" diye açıkladığı "istiġnā" kelimesi sevgilinin tavrını anlatır. Aynı sözlük "hardal tanesi" terkibini mecazen çok ufak şey diye verir. Gönül iki dünyayı birden feda etmiştir, sevgili ise bu fedakârlığı bir hardal tanesi kadar bile önemsememiştir.

Dördüncü beyit bir medrese dili taşır: "ḥarf", "fehm", "müşkil" ve "mes’ele" kelimeleri ders ve tartışma çağrışımları uyandırır (bizim tespitimizdir). Kubbealtı Lugatı "ukde" kelimesini düğüm ve mecazen halli güç iş, çözülmesi zor mesele diye açıklar; beyitteki "‘ıḳd" kelimesi de "ukde" ile ses ve anlamca yakındır ve zülfün düğümünü anlatır (bizim tespitimizdir). Sevgilinin ağzı o kadar küçüktür ki bir sırdır; gönül bu sırrı çözemeden zülfün düğümüne takılır. Mahlas beytinde âşığın ahı göğe yükselir ve gökte yıldızlar meşale gibi yanar. Kubbealtı Lugatı "nilüfer" maddesinde bu bitkinin beyaz, pembe, mavi ve sarı çiçekli olduğunu kaydeder; "gül-şen-i nīlūferī" burada mavi göğü anlatır (bizim tespitimizdir). "Münīr" mahlasının ışıkla ilgili anlamı ile "meş‘ale" kelimesi arasında da bir yakınlık vardır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar