Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Bilse dil-ber sevdügümi gelmeden ey dil dile
Ṭañ mıdur kim dirler olur revzene dilden dile
Murġ-ı cān ölürdi dūd-ı āhum ile sīnede
Tīr-i ġamzeñ her ṭarafdan delmese bu vech ile
Derd-i ‘ışḳuñ şöyle kim şimdiden öldürür beni
Āḫir-i kār n’ola anuñ ile ḥālüm kim bile
Gerd-i rāhuñ gözledigüm la‘l-i nābuñ var iken
Ādemüñ ṭoymaz gözi illā bir avuç ḫāk ile
Öldürürse daḫı ṭınma çeşm-i mestine Münīr
Kişi söyleşmek ḳatı müşkil durur bed-mest ile

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey gönül, sevdiğimi daha dile getirmeden sevgili öğrense buna şaşılır mı? Gönülden gönüle bir pencere vardır derler (mısra "dilden dile", yani ağızdan ağıza yayılan bir söz olarak da okunabilir).

2. Göğsümdeki can kuşu, ahımın dumanından boğulup ölürdü; ama senin bakışının oku onu her yandan böyle delip (dumana çıkış yolu açmasaydı).

3. Aşkının derdi beni daha şimdiden böyle öldürüyor; işin sonunda onun yüzünden hâlimin ne olacağını kim bilebilir?

4. Senin saf yakut dudağın dururken ben yolunun tozunu gözlüyorum; demek ki insanın gözünü bir avuç topraktan başka bir şey doyurmuyor.

5. Münîr, onun mahmur gözü seni öldürse bile ses çıkarma; kendini bilmez sarhoşla söz anlaşmak pek zordur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz elli sekizincisidir (tg 258). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un girişindeki redif listesinde bu gazelin numarası geçmez. Beyit sonları "dil dile", "dilden dile", "vech ile", "kim bile", "ḫāk ile" ve "bed-mest ile" biçiminde aynı "-ile" sesinde buluşur; bu ses birliği bir yerde "ile" edatından, bir yerde "dile" ve "bile" kelimelerinden doğar (bizim tespitimizdir). Gazel VT (159a) ve VY (132b) nüshalarında bulunur, neşirde nüsha farkı kaydedilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla, Münîrî'nin çok sevdiği cinas üzerine kuruludur. "Dil" kelimesi Farsçada gönül, Türkçede ağızdaki dil anlamına gelir; ilk mısrada "ey dil" hitabı gönüle, "dile gelmek" ise söze dökülmeye işaret eder. İkinci mısradaki "dilden dile" hem gönülden gönüle hem de ağızdan ağıza diye anlaşılabilir. Kubbealtı Lugatı "revzene" kelimesini pencere diye açıklar. Âşık, sevgisini söylemeden sevgilinin bunu bilmesini, iki gönül arasında açık duran bir pencereye bağlar; "dirler" sözü bu düşüncenin dilde dolaşan bir söz olarak bilindiğini gösterir.

İkinci beyit hüsn-i ta‘lîle dayanır. Âşığın ahı göğsünde duman gibi birikir, can kuşu bu dumanda boğulmak üzeredir; sevgilinin bakış okları göğsü her yandan delerek dumana yol açmış ve kuşu kurtarmıştır. Okun yaralayıcılığı böylece bir iyiliğe çevrilir. Üçüncü beyitte "şimdiden" ile "āḫir-i kār" (işin sonu) arasında bir karşıtlık vardır.

Dördüncü beyit Münîrî'nin deyim kullanmadaki ustalığını gösterir. Kubbealtı Lugatı aç gözlü, doymak bilmeyen kimseler için "gözünü toprak doyursun" sözünün kullanıldığını kaydeder. Âşık sevgilinin yakut dudağını bırakıp yolunun tozunu gözler; şair bu tutumu, insanın gözünü ancak bir avuç toprağın doyurduğu düşüncesine bağlar. Yol tozu ile mezar toprağı aynı "ḫāk" kelimesinde buluşur; âşığın yoldaki tozla yetinişi, ölümle doyan insan gözünün bir yansıması olur. TDV maddesi de Münîrî'nin atasözlerini ve deyimleri şiire yerleştirme geleneğinde başarılı olduğunu belirtir.

Mahlas beytinde Kubbealtı Lugatı'nın "kendini bilmeyecek derecede sarhoş" diye açıkladığı "bed-mest" kelimesi sevgilinin mahmur gözüne bağlanır. "Ṭınma" emri de Kubbealtı'daki "tınmak: ses çıkarmak" anlamıyla okunur. Sarhoş gözle tartışılmayacağı yolundaki ikinci mısra, gündelik bir hayat tecrübesini bir öğüt gibi söyler.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar