Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Kimse ḳara gözlerinüñ döymez ey dil ālına
Bizi öldürdi ‘aceb bilsem ki daḫı ālı ne
Mecma‘-ı ṣun‘-ı İlāhī görmek isterseñ göñül
Baḳ bu zülf ü ḫadd ü ḫāl ü çeşm ü ḳaş u eline
Göñlümi ṣayd eyledi bir ġamzeyile gözlerüñ
Kim dir idi ḳal‘a-i dil bir oḳ ile alına
Ṣanma kim yārüñ kemīne çākeriyem ben hemīn
Bendeyem kemter ben anuñ küll-i ḳavm ü āline
Lāle-ḫaddüñsüz Münīrī şöyle kim ḳan aġladı
‘Aḳsi düşmişdür şafaḳ ḳanlu yaşumuñ alına

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey gönül, onun kara gözlerinin hilesine (âl) kimse dayanamaz; bizi öldürdü, şaşarım, bir bilsem artık onun hilesi (ya da kırmızılığı) daha ne olabilir?

2. Gönül, Allah'ın sanatının bir araya toplandığı yeri görmek istersen şu zülfe, yanağa, bene, göze, kaşa ve ele bak.

3. Gözlerin bir tek bakışla gönlümü avladı; gönül kalesinin bir okla alınacağını kim söylerdi?

4. Beni sevgilinin yalnızca en aşağı kulu sanma; ben onun bütün kavminin ve soyunun (âl) en değersiz bendesiyim.

5. Lale yanaklı sevgilisinden ayrı düşen Münîrî öyle kan ağladı ki ufuktaki şafak, kanlı gözyaşımın kızıllığının (al) yansımasıdır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz altmış birincisidir (tg 261). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesinde bu gazelin numarası geçmez. Beyit sonlarındaki "ālına", "ālı ne", "eline", "alına", "āline" ve yine "alına" kelimeleri birbirine çok yakın sesler taşır; kafiye düzeni baştan sona cinas üzerine kurulmuştur (bizim tespitimizdir). Gazel VT (160a) ve VY (133b) nüshalarında bulunur. Neşrin aparatına göre ikinci beyitteki "göñül" kelimesi VY'de "tamām" biçimindedir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin ustalığı kafiye yerindeki kelime oyunlarındadır. Kubbealtı Lugatı iki ayrı "âl" kelimesi verir: eski Türkçeden gelen ve "hile, kurnazlık, düzen, dalavere" anlamına gelen âl ile Arapçadan gelen ve "aile, evlat, hanedan, sülale" anlamındaki âl. Türkçedeki kırmızı anlamındaki "al" da bunlara eklenir. Matlada sevgilinin kara gözlerinin "āl"i hilesidir; ikinci mısradaki "ālı ne" ise hem "hilesi ne" hem de kara gözün karşısına konan kırmızılık diye anlaşılabilir. Kara ile al arasında bir renk karşıtlığı vardır. Kubbealtı'nın âl maddesinde Zâtî'den verilen "âl ile aslan tutar" mısraı, bu kelimenin Münîrî'nin çağında şiir dilinde yaşadığını gösterir.

İkinci beyit bir sıralama beytidir: zülf, yanak, ben, göz, kaş ve el, sevgilinin güzellik unsurları olarak art arda sayılır ve hepsi Allah'ın sanatının toplandığı yer diye övülür. Üçüncü beyitte kafiye kelimesi "alına" bu kez "alınmak" fiilinden gelir; gönül bir kaleye benzetilir ve bu kale bir tek okla, yani tek bir bakışla düşer. Bakış ile ok arasındaki benzerlik divan şiirinin bilinen mazmunlarındandır.

Dördüncü beyitte "āl", kavim kelimesiyle yan yana gelerek aile ve soy anlamına çekilir. Âşık kendini sevgilinin yalnız kulu değil, onun bütün yakınlarının en aşağı kölesi sayar; bu tevazu, sevgiliyi bir hükümdar gibi gösteren bir mübalağadır.

Mahlas beytinde kafiye kelimesi kırmızı anlamındaki "al"dır. Kubbealtı Lugatı "şafak" kelimesini güneş doğmadan önce ufukta görülen aydınlık, ikinci anlamda da güneş battıktan sonra ufukta kalan kızıllık diye açıklar. Şair bu kızıllığı, lale yanaklı sevgiliden ayrı düşen âşığın kanlı gözyaşlarının göğe vuran yansımasına bağlar. Bu bir hüsn-i ta‘lîldir; lale, kan ve şafak arasında da bir renk tenasübü kurulmuştur. Beyitte mahlas üçüncü kişiyle başlayıp "yaşumuñ" sözüyle birinci kişiye döner.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar