Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Āḫir olup ḳalmadan bu ḥasret ey dil yarına
Diyeler mi kim fülān irişdi bugün yārına
Ḫaṭṭ-ı sebz ile leb-i la‘lüñ görüp didi göñül
Ṣanki ṭūṭīdür ṭurur şekker alup minḳārına
La‘l-i nābuñ ḳanumı dökem dir idi raḥm idüp
Ḫaṭṭ-ı jengāruñ meger ḥüccet yazar iḳrārına
Yiter ol devlet baña dünyāda k’ey dil her gice
Göz gözi görince yüzüm sürerüm dīvārına
Derd-i ‘ışḳ-ı yārda hīc eksügüñ yoḳdur Münīr
Ḥaḳ mezīd itsün dir iseñ şükr eyle varına

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey gönül, bu hasret sonunda yarına kalmadan "falanca bugün sevgilisine kavuştu" derler mi acaba?

2. Gönül senin yeşil ayva tüylerinle kırmızı dudağını görünce "Sanki gagasına şeker almış bir papağan duruyor" dedi.

3. Saf yakut dudağın acıyarak "kanını dökeyim" der dururdu; meğer bakır pası yeşili ayva tüylerin onun bu ikrarına bir hüccet (mahkeme belgesi) yazıyormuş (beyitteki "raḥm idüp" sözünün yeri tam açık değildir; aktarım bizim okumamızdır).

4. Ey gönül, dünyada bana şu devlet yeter: her gece, göz gözü görünceye dek (sabah aydınlanana kadar), yüzümü onun duvarına sürerim.

5. Münîr, sevgilinin aşkının derdinde hiç eksiğin yoktur; "Allah artırsın" diyorsan varına şükret.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz altmış beşincisidir (tg 265). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesinde bu gazelin numarası geçmez. Beyit sonları "yarına, yārına, minḳārına, iḳrārına, dīvārına, varına" biçiminde "-ārına" sesinde birleşir; "-ına" eki redif, "-ār" sesi kafiye görevi görür (bizim tespitimizdir). Gazel üç divan nüshasının üçünde de (VT 161a, VY 137b, Ü 55a) ve Pervâne Bey Mecmuası'nda (PB 521a) bulunur. Neşrin aparatına göre matlada "ḳalmadan" PB'de "ḳalmadı", "ḥasret ey dil" de "ḥasret-i dil" biçimindedir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla "yarın" ile "yār" arasındaki ses yakınlığından doğan bir cinasla kurulur. Âşığın özlemi her gün yarına ertelenen bir kavuşma özlemidir; şair, bu hasretin bir gün sona erip insanların "falanca bugün yârine kavuştu" diyecekleri günü sorar. Yarın ile bugün arasında da bir karşıtlık vardır. İkinci beyitte sevgilinin dudağı çevresindeki yeşil ayva tüyleri ile kırmızı dudak, gagasına şeker almış bir papağana benzetilir. Papağanın yeşil tüyü ayva tüylerine, şeker de dudağın tatlılığına karşılık gelir; renk ve tat aynı teşbihte birleşir.

Üçüncü beyit hukuk diline dayanan bir tevriyeyle kurulmuştur. Kubbealtı Lugatı "hüccet" kelimesini delil, belge ve şeriat mahkemesi kadılarının düzenlediği resmî belge diye, "jengâr" kelimesini de pas ve bakır pası, bakır yeşili diye açıklar. Divan şiirinde "ḫaṭ" kelimesi hem yazı hem de yüzdeki ayva tüyleri anlamına gelir; şair bu iki anlamı birleştirerek yüzdeki yeşil tüyleri, dudağın "kanını dökeceğim" sözünü tescil eden bir mahkeme belgesine benzetir. İkrar, hüccet ve yazmak kelimeleri arasında bir tenasüp vardır.

Dördüncü beyitte âşığın dünyadaki tek devleti, geceleri sevgilinin duvarına yüzünü sürmektir. Kubbealtı Lugatı "göz gözü görmemek" deyimini sis, karanlık ya da duman yüzünden hiçbir şeyin görülemediği durum için verir; beyitteki "göz gözi görince" sözünü bunun tersi olarak, ortalık görünecek kadar aydınlanıncaya dek diye anlıyoruz (bizim okumamızdır). Yüz sürmek, saygı ve bağlılık gösterisi olarak geceden sabaha kadar sürer.

Mahlas beyti "yār" ile "var" arasında yeni bir ses oyunu kurar. Kubbealtı Lugatı "mezîd etmek" deyimini artırmak, çoğaltmak diye açıklar. Âşık aşk derdinde hiçbir eksiği olmadığını kabul eder; dert bir nimet gibi görülür ve bu nimetin artmasını isteyen, eldekine şükretmelidir. Nimete şükrün onu artıracağı inancına dayanan bu söz, aşk acısını bir şükür vesilesine çeviren rindâne bir yaklaşım taşır (bizim yorumumuzdur).

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar