Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Fikri bu gerd-i rehin ḳan ile didüm yoġura
Anı işitdi gözüm yaşı gider düşe ṭura
Kūyuñ itini görüp n’ola feraḥ-nāk ise dil
Her seḥer-geh ki ṭurur evvel anı ṭutar üre
Dīde ḫāk-i rehüñe dökdügi yaşını müdām
Fikri budur yoġurup yaramuza merhem ura
Ṭut kim irişdi ḳażādur bize bu şekl-i raḳīb
Çāremüz ne meger anı yine Allāh göstere
Ṭa‘n-ı bed-gūy-ı ḳo gel isteyelüm yārı Münīr
Kārbāna żarar itmez ne ḳadar kim it üre

Günümüz Türkçesiyle

1. "Gözün niyeti senin yolunun tozunu kanla yoğurmak" dedim; bunu işiten gözyaşım düşe kalka (o yola doğru) gidiyor.

2. Senin sokağının köpeğini görünce gönül sevinirse buna şaşılır mı? O köpek her seher kalkınca ilk iş ona (gönle) havlar (sevgilinin kapısındaki köpeğin ilgisi bile gönlü sevindirir; okuma bizimdir).

3. Gözün senin yolunun toprağına durmadan gözyaşı dökmekteki niyeti, o toprağı yoğurup yaramıza merhem olarak sürmektir.

4. Diyelim ki rakibin bu kılığı bize kaza olarak geldi; çaremiz ne, meğer ki (bir çıkış yolunu) yine Allah göstere (mısraın ikinci yarısı bizim okumamızdır).

5. Münîr, kötü sözlünün dil uzatmasını bırak, gel sevgiliyi isteyelim; köpek ne kadar havlarsa havlasın kervana zarar vermez.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz altmış altıncısıdır (tg 266). Vezin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesinde bu gazelin numarası geçmez. Beyit sonlarındaki "yoġura, ṭura, üre, ura, göstere, üre" kelimeleri "-ra / -re" sesinde birleşir; çoğu, istek ya da geniş zaman bildiren fiil biçimleridir ve "üre" (havlar) kelimesi ikinci ve beşinci beyitlerde iki kez kafiye olur (bizim tespitimizdir). Gazel VT (161a) ve VY (134a) nüshalarında bulunur, neşirde nüsha farkı kaydedilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin iki ana imgesi sevgilinin yolunun toprağı ve kapısının köpeğidir. Birinci ve üçüncü beyitler aynı düşünceyi iki yönden işler: âşığın gözü sevgilinin yolunun tozunu gözyaşı ve kanla yoğurmak ister. Kubbealtı Lugatı "merhem" kelimesini deri üzerine sürülen ilaç ve mecazen manevi bir acının şiddetini azaltan teselli diye açıklar. Göz, yoğurduğu bu çamuru âşığın yarasına merhem olarak sürmeyi düşünür; sevgilinin yolunun toprağı böylece bir ilaç olur. Birinci beyitte gözyaşının "düşe kalka" gitmesi, damlaların yanaktan aşağı inişini bir yolcunun sendeleyişine benzeten bir kişileştirmedir.

İkinci beyitte sevgilinin sokağındaki köpek, divan şiirinde sık görüldüğü gibi âşıktan daha talihli bir varlık olarak düşünülür. Âşığın gönlü, köpeğin her sabah ilk iş kendisine havlamasından bile sevinç duyar; sevgilinin kapısına ait her şey değerlidir. Dördüncü beyitte rakip bir kaza, yani Allah'tan gelen bir takdir olarak kabul edilir; âşık buna karşı bir çaresi olmadığını, ancak Allah'ın bir yol göstermesini bekleyebileceğini söyler.

Mahlas beyti gazelin en dikkat çekici yeridir. Kubbealtı Lugatı "ürümek" fiilini havlamak, ulumak diye açıklar ve ilk örnek olarak "İt ürür, kervan yürür" atasözünü verir. Münîrî bu atasözünü hemen hemen aynen beyte yerleştirir: kötü sözlülerin dedikodusu, kervana zarar veremeyen köpek havlamasına benzetilir. Böylece ikinci beyitteki sevimli köpek ile son beyitteki havlayan köpek arasında bir bağ kurulur; birincisi sevgilinin kapısının bekçisi, ikincisi âşığın yolunu kesmeye çalışan dedikoducudur. TDV maddesi Münîrî'nin atasözlerini ve deyimleri şiire yerleştirme geleneğinde başarılı olduğunu belirtir; bu beyit buna açık bir örnektir ve bir irsal-i mesel taşır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar