Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün

Gül-şende yüzüñ şevḳı ki var her gül-i terde
Ṣank’āteş-i Mūsā gibidür şāḫ-ı şecerde
Bir dāmen-i gül-zārda yoḳ ġonca bu miḳdār
Şol deñlü k’oḫuñ demreni vardur bu cigerde
Götürse niḳābını fiġānum göge irer
Āvāz belī ḳatı gider vaḳt-i seḥerde
Ey zer yüzümüñ rengine sen de neye döndüñ
Ben hicr ileyem sen ḫo miyānında kemerde
Ṭāli‘ saña yār olmayıcaḳ şöyle Münīrī
Bir ẕerre ḳuṣūruñ yoġ imiş ṭut ki hünerde

Günümüz Türkçesiyle

1. Gül bahçesinde her taze gülde bulunan senin yüzünün özlemi, sanki ağacın dalında yanan Mûsâ'nın ateşi gibidir.

2. Bütün bir gül bahçesinin eteğinde bile, bu ciğerde senin okunun temrenleri (ok uçları) kadar gonca yoktur.

3. Peçesini kaldırsa feryadım göğe erişir; evet, seher vaktinde ses pek uzağa gider.

4. Ey altın, sen de neden benim yüzümün rengine (sarılığına) döndün? Ben ayrılık içindeyim, sen ise onun belinde, kemerdesin.

5. Münîrî, talih sana yâr olmayınca, hünerde zerre kadar kusurun olmasa bile (ne fayda) diye düşün.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz altmış sekizincisidir (tg 268). Vezin "mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün" kalıbıdır. Ersoy'un girişindeki redif listesi bu gazelin redifini "-dE" olarak verir; kafiye "ter, şecer, ciger, seḥer, kemer, hüner" kelimelerindeki "-er" sesine dayanır. Gazel üç divan nüshasının üçünde de (VT 161b, VY 138a, Ü 55a) bulunur. Neşrin aparatına göre üçüncü beyitteki "belī" Ü'de "velī", dördüncü beyitteki "sen ḫo" VT'de "sen de", beşinci beyitteki "ṭut ki" de VY'de "ṭutdı ki" biçimindedir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla, gül ile ateş arasındaki renk benzerliğine dini bir telmih ekler. Kubbealtı Lugatı Tûr'u Mûsâ'nın vahiy ve tecelliye mazhar olduğu dağ diye açıklar ve bu adı ateşle birlikte anan beyitler örnekler. Gül dallarındaki kırmızı güller, ağacın dalında yanan Mûsâ'nın ateşine benzetilir; bu ateşin kaynağı ise güllerin taşıdığı, sevgilinin yüzüne duyulan özlemdir. Gül bahçesi, dal ve ağaç arasında bir tenasüp kurulmuştur.

İkinci beyitte goncalar ile ok uçları karşılaştırılır. Kubbealtı Lugatı "temren" kelimesini ok, mızrak gibi şeylerin ucundaki sivri demir diye açıklar ve kelimenin "demren" biçiminde de kullanıldığını kaydeder; Münîrî'nin metnindeki biçim de budur. Ciğerde saplı kalan sivri ok uçları, biçim bakımından henüz açılmamış goncalara benzer; âşığın ciğerindeki bu "goncalar" bütün bir gül bahçesindekinden fazladır. Bu bir mübalağalı teşbihtir.

Üçüncü beyit bir gözleme dayanır: seher vakti ortalık sessiz olduğu için ses uzağa gider. Sevgilinin peçesini kaldırışı güneşin doğuşuna benzer; âşığın feryadı da tam bu seher vaktinde yükselir (bizim yorumumuzdur). Ü nüshasındaki "velī" okuması, ikinci mısraı "ama" bağlacıyla bir karşılık hâline getirir.

Dördüncü beyitte altına seslenilir. Kubbealtı Lugatı "kemer" maddesinde bele dolanan bel bağını açıklar ve Nedim'in "zerrin kemer" ibaresini örnek verir. Âşığın yüzü ayrılıktan sararmıştır; altın da sarıdır. Şair altına, "Sen sevgilinin belinde kemer olarak durduğun hâlde neden benim gibi sarardın?" diye sorar. "Miyān" kelimesinin hem bel hem de orta, ara anlamına gelmesi, altının sevgiliyle âşık arasında durduğu düşüncesini de akla getirir (bizim yorumumuzdur).

Mahlas beyti bir hayat tecrübesini dile getirir. Kubbealtı Lugatı "tâli" kelimesini baht, talih diye açıklar. Talih yâr olmayınca hünerin bir işe yaramayacağını söyleyen bu söz, şairin kendi durumuna dair bir şikâyet gibi de okunabilir; Latîfî ve Kınalızâde'nin, Ersoy'un aktardığı biçimde, Münîrî'nin şöhret bulamadığını söylemeleri ile bu beyit arasında doğrudan bir bağ kurulamaz, ama beyit hüner ile talih arasındaki uyumsuzluğu açıkça dile getirir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar