Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün

Fikrüñ ki ṭolaşmaḳ durur ol zülf-i dü-tāya
Var ey göñül ıṣmarlamışuz seni Ḫudāya
Dāġ urduġı rīş-i dile ḫāl-i lebüñ āḫir
Bildüm ki nişān eyler imiş tīr-i belāya
Şol deñlü ḫadengüñ ki cigerde var ölürsem
Her biri olup serv ṣalar türbeme sāye
Çün resm-i cefā eyledüñ evvel beni öldür
Ḳurbān da ḫod elbette gerekdür bu bināya
Ḥaḳḳullāh-ı ḥüsnüñe ṭuta la‘l-i lebüñden
Bir būse buyur yoḳ dime luṭf it bu gedāya
Her laḥẓa göñül biñ ker’ölür yine dirilür
Bes keşf ü kerāmāt nedür mest-i liḳāya
Mihr-i ruḫuñı görse Münīr ayruġa baḳmaz
Gösterse cemālini güneş kim deñer aya

Günümüz Türkçesiyle

1. Mademki niyetin o iki büklüm zülfe dolaşmaktır, haydi git ey gönül; seni Allah'a emanet ettik.

2. Dudağının beni gönlün yarasını dağlayınca sonunda anladım ki o, bela okuna nişan (hedef) yapıyormuş.

3. Ciğerimde senin oklarından o kadar çok var ki ölürsem her biri bir servi olup türbeme gölge salar.

4. Mademki cefayı âdet edindin, önce beni öldür; bu (yeni kurulan) binaya elbette bir kurban da gerekir.

5. Güzelliğinin Allah hakkı (zekâtı) olarak yakut dudağından bir öpücük buyur; "yok" deme, bu dilenciye lütfet.

6. Gönül her an bin kez ölüp yeniden diriliyor; o hâlde yüzünün (seni görmenin) sarhoşu için keşif ve keramet de nedir ki?

7. Münîr senin yüzünün güneşini görse başkasına bakmaz; güneş yüzünü gösterirse aya kim bakar?

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir yedi beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz yetmişincisidir (tg 270). Vezin "mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün" kalıbıdır. Ersoy'un girişindeki redif listesi bu gazelin redifini "-E" (yönelme eki) olarak verir; kafiye "dü-tā, Ḫudā, belā, sā, binā, gedā, liḳā, ay" kelimelerindeki "-ā" sesine dayanır. Gazel üç divan nüshasının üçünde de (VT 162a, VY 138b, Ü 55b) ve Pervâne Bey Mecmuası'nda (PB 536b) bulunur. Neşrin aparatına göre matladaki "ki" PB'de "çü", üçüncü beyitteki "cigerde var" VT'de "cigerdedür", altıncı beyitteki "ker'ölür" VT'de "kez'ölür" biçimindedir; beşinci ve altıncı beyitler PB'de yoktur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir vedalaşma sahnesiyle açılır. Kubbealtı Lugatı "ısmarlamak" fiilinin eski Türkçe ve halk ağzında birinin ya da bir şeyin korunmasını birine bırakmak, emanet etmek anlamına geldiğini kaydeder ve Süleyman Çelebi'nin "Ümmetini Tanrı'ya ısmarladı" mısraını örnek verir. Gönül sevgilinin iki büklüm zülfüne dolaşmaya karar vermiştir; âşık onu bir yolcu gibi Allah'a emanet eder, çünkü zülfe dolaşanın geri dönüşü belli değildir. İkinci beyitte Kubbealtı'nın işaret, belirti, iz, alamet ve aynı zamanda nişan alınan hedef diye açıkladığı "nişan" kelimesi tevriyelidir: dudağın beni gönülde bir dağ izi bırakır ve bu iz bela okuna bir hedef olur.

Üçüncü beyit mezar ile servi arasındaki ilişkiye dayanır. Âşığın ciğerine saplanan oklar, ölümünden sonra birer serviye dönüşüp türbesine gölge salacaktır; ok ile servinin düz ve uzun biçimi arasındaki benzerlik bu hayalin dayanağıdır (bizim yorumumuzdur). Dördüncü beyitte sevgilinin cefayı âdet edinmesi bir binanın kuruluşuna benzetilir. Kubbealtı Lugatı kurban kesmenin bir anlamını adak olarak veya selamette olmak dileğiyle bir hayvan kesmek diye verir; âşık, bu yeni binanın kurbanı olmayı ister.

Beşinci beyitte "Ḥaḳḳullāh" sözü zekât düşüncesine bağlanır. Kubbealtı Lugatı zekâtı sahip olunan malın yoksullara dağıtılması gereken belli bir payı diye açıklar ve bu maddede güzellerin âşıklara acımamasını "dininde zekât" yokluğuna bağlayan Rûhî-i Bağdâdî beytini örnek verir. Münîrî'de de güzellik bir servet, öpücük onun zekâtı, âşık ise bu zekâtı bekleyen dilencidir. Altıncı beyitte Kubbealtı'nın yüz ve kavuşma diye açıkladığı "liḳā" kelimesi geçer; sevgiliyi görmekle sarhoş olan gönül her an ölüp dirildiği için tasavvuftaki keşif ve keramet ona bir şey ifade etmez. Ölüp dirilme, kerametten daha büyük bir olay olarak sunulur.

Mahlas beyti güneş ile ay karşıtlığıyla kapanır. Kubbealtı Lugatı "mihr" kelimesini güneş diye açıklar ve Nâilî'den "mihr-i münîr" (parlak güneş) ibaresini örnek verir. Münîrî'nin mahlası "Münīr" de parlak, nurlu anlamı taşıdığından mahlas ile "mihr-i ruḫ" arasında bir tenasüp vardır (bizim tespitimizdir). Güneşin doğduğu yerde ayın görülmemesi gibi, sevgilinin yüzünü gören âşık başkasına bakmaz.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar