Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Hicr ile ‘ömrüm dükendi geçdi vāveylāyile
Vāy şol ‘ömre ki geçe böyle āh u vāy ile
Çarḫ-ı kej-rev bir keret vaṣl ile şād itdüm diyü
Aġladur hicrān elinden yıllar ile ay ile
Sīnemüz mecrūḥ işimüz nāle baġrumuz delük
Bilmezem kim ne belāya uġramışuz nāy ile
Dād-ı Ḥaḳdur devlet-i rūz-ı viṣāl ey dil belī
Ḥāṣıl olmaz dāniş ü tedbīr ü ‘aḳl u rāy ile
Mün‘am-ı ḫāk-i derüñle nice söyleşsün Münīr
Bir gedādur nā-tüvān ol ne sözi var bay ile

Günümüz Türkçesiyle

1. Ayrılıkla ömrüm tükendi, feryat figan içinde geçti; böyle ah ve vah ile geçen ömre yazık.

2. Eğri gidişli felek, "Bir kez onu vuslatla sevindirdim" diyerek beni yıllarca, aylarca ayrılık elinden ağlatıyor.

3. Göğsümüz yaralı, işimiz inlemek, bağrımız delik; neyle birlikte ne belaya uğramışız, bilmiyorum (âşık kendini neye benzetir).

4. Ey gönül, evet, vuslat gününün devleti Allah'ın bağışıdır; bilgiyle, tedbirle, akılla ve görüşle elde edilmez.

5. Kapının toprağıyla nimetlenmiş olanla Münîr nasıl konuşsun? O zayıf bir dilencidir; zenginle ne sözü olabilir?

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz yetmiş birincisidir (tg 271). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un girişindeki redif listesi bu gazelin redifini "ile" olarak verir; kafiye "vāveylā, vāy, ay, nāy, rāy, bay" kelimelerindeki "-āy" sesine dayanır. Gazel yalnız VT nüshasında (162b) bulunur; öteki iki divan nüshasında ve mecmualarda yer almaz. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel ayrılıkla geçen bir ömrün şikâyetiyle açılır. Kubbealtı Lugatı "vâveylâ" kelimesini çığlık, feryat, yaygara ve ünlem olarak "yazık, eyvah" diye açıklar. Matlada "vāveylā" ile "vāy" ve "āh u vāy" sözleri art arda gelir; inleme seslerini taklit eden bu tekrarlar beytin ses dokusunu oluşturur. İkinci beyitte Kubbealtı'nın gökyüzü, felek ve mecazen talih, baht diye açıkladığı "çarh" kelimesi, "kej-rev", yani eğri giden sıfatıyla anılır. Felek âşığa bir kez vuslat vermiştir, ama bunun bedelini yıllarca ve aylarca süren ayrılıkla ödetir; "yıl" ile "ay" arasında bir tenasüp vardır ve kafiye kelimesi "ay" aynı zamanda gökteki ayı da hatırlatır (bizim yorumumuzdur).

Üçüncü beyit gazelin en güzel teşbihini taşır. Kubbealtı Lugatı neyi dokuz boğumlu kamıştan yapılan, önünde altı, arkasında bir deliği bulunan nefesli saz diye tanıtır ve Mevlevîlikte Mesnevî'nin neyin ayrılıktan şikâyet ettiğini anlatan beyitle başladığını aktarır. Münîrî bu tanımın parçalarını âşığa uygular: göğsü yaralı, işi inlemek ve bağrı deliktir. Âşık, aynı belaya uğramış bir yol arkadaşı olarak neyle yan yana düşünülür; ney ile âşık arasındaki bu benzetme, beyitte açıkça söylenmeden sıfatlarla kurulur.

Dördüncü beyit tasavvufi bir düşünceyi dile getirir. Kubbealtı Lugatı "dâd" kelimesini adalet anlamının yanında verme, bağış, ihsan diye de açıklar. Vuslat Allah'ın bir bağışıdır; bilgi, tedbir, akıl ve görüş onu kazandıramaz. Mısrada bu dört kavramın art arda sayılması, insan çabasının bütün araçlarını sıralayıp hepsini yetersiz bulan bir derecelendirmedir.

Mahlas beytinde Kubbealtı'nın eski Türkçe ve halk ağzından "zengin, paralı, mal mülk sahibi" diye açıkladığı "bay" kelimesi, dilenci anlamındaki "gedā" ile karşı karşıya konur. Aynı maddede Bâkî'den ve Ziyâ Paşa'dan verilen örneklerde de bay ile gedâ birlikte anılır. Beyitteki "mün‘am" kelimesini, Kubbealtı'nın nimet veren diye açıkladığı "mün‘im" kelimesinin edilgen karşılığı olarak nimetlendirilmiş diye anlıyoruz (bizim okumamızdır). Sevgilinin kapısının toprağıyla nimetlenen kişi, belki rakip, bir zengin sayılır; zayıf ve yoksul âşığın onunla konuşacak sözü yoktur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar