Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün

Her serv-i sehī sāye ṣalar āb-ı revāne
Göz yaşına meylüñ yoḳ eyā serv-i revāne
Añdurmadı aṣlā geçen ol cām-ı ṣabūḥı
Sāḳī ḳademüñde bu gice cām-ı şebāne
Ben naġme-i ‘ışḳı nicesi terk ideyüm kim
‘Uşşāḳa iñen ḫoş gelür ey dil bu terāne
Kim ne dir ise disün işümi bilürem ben
Āḫir virürem cānumı da göñlüm alana
‘Işḳ ile cihān ḫalḳı n’ola ḥālüme gülse
Ey dil bu ḳadar çoḳ mı durur saña o ya ne
Āh-ı seḥeri gönderigör ṭurma Münīrī
Şāyed ki ire ‘āḳıbetü’l-emr nişāne

Günümüz Türkçesiyle

1. Her düzgün boylu servi akan suya gölge salar; ey salınarak yürüyen servi, senin ise (sel gibi akan) gözyaşıma hiç meylin yok.

2. Ey saki, bu gece ayağının dibinde sunulan gece kadehi, geçip giden o sabah kadehini hiç andırmadı (hiç hatıra getirmedi).

3. Ben aşk nağmesini nasıl terk edeyim; ey gönül, âşıklara en hoş gelen ezgi budur.

4. Kim ne derse desin, ben işimi bilirim; sonunda canımı da gönlümü alana veririm.

5. Cihan halkı aşk yüzünden hâlime gülse ne olur; ey gönül, bu sana çok mu geliyor, o da nedir ki. (Beyit iki türlü okunabilir: "o ya ne" sözü "o da ne ki" diye küçümseme ya da "yoksa ne" diye bir soru olabilir.)

6. Münîrî, seher ahını göndermeye devam et, durma; belki sonunda hedefine ulaşır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir altı beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz yetmiş dördüncüsüdür (tg 274). Vezin "mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün" kalıbıdır. Ersoy'un girişteki redif listesinde bu gazelin numarası geçmez. Beyit sonları revāne, revāne, şebāne, terāne, alana ve "o ya ne" sözleriyle biter; kafiye "-āne" sesine dayanır. Beşinci beyitteki "o ya ne" ibaresi yazılışı ayrı üç kelime olduğu hâlde okunuşta "-āne" kafiyesine uyar; dördüncü beyitteki "alana" da aynı sese yaklaştırılmıştır (bizim tespitimizdir). Gazel yalnız Vatikan nüshasında (VT 163a) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir cinasla açılır. Kubbealtı Lugatı "revân" kelimesini hem yürüyen, giden hem akan diye açıklar ve "serv-i revân" örneğini verir. Birinci mısrada "āb-ı revān" akarsu, ikinci mısrada "serv-i revān" salınarak yürüyen sevgilidir. Servi su kenarında biter ve gölgesini suya salar; sevgili ise âşığın akan gözyaşlarına gölgesini, yani ilgisini esirger. Gözyaşının akarsuya benzetilmesi beyti bütünler.

İkinci beyitte Kubbealtı'nın sabahleyin içilen şarap diye açıkladığı "sabûh" ile geceye ait diye açıkladığı "şebâne" karşılaştırılır. Aynı sözlük "şebâne" maddesinde Fuzûlî'nin "Sabûh için bana dürd-i mey-i şebâne yeter" mısraını örnek verir; iki kelimenin bir arada kullanılması eski şiirde bilinen bir eşleşmedir. Münîrî'de saki'nin huzurunda içilen gece kadehi, sabah kadehini unutturur; kadehin saki'nin ayağının dibinde sunulması da meclis sahnesini tamamlar. Üçüncü beyitte Kubbealtı'nın nağme, ezgi diye açıkladığı "terâne" kelimesi aşkı bir ezgi olarak düşündürür.

Dördüncü beyit âşığın kararlılığını sade bir konuşma diliyle söyler: kim ne derse desin, gönlünü alana canını da verecektir. "Gönül almak" burada hem gönlü kazanmak hem gönlü alıp götürmek anlamında düşünülebilir; âşık, gönlünü alana canını da ekleyerek verir, gönül ile can arasında bir tenasüp kurulur (bizim okumamızdır). Beşinci beyitte halkın gülmesi önemsenmez; "o ya ne" sözü bu küçümsemeyi taşır. Mahlas beytinde seher ahı bir ok gibi düşünülür. Kubbealtı "âkıbetü'l-emr" terkibini işin sonu, nihayet diye; "nişâne" kelimesini işaret, alamet diye açıklar. Beyitte ahın "nişâne"ye ulaşması, okun hedefe varması imgesini akla getirir (bizim okumamızdır).

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar