Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün
Her şāḫuñ olursa ne ḳadar bārı şükūfe
Gül yüzüñi görsün ki nedür bārī şükūfe
Sīm ü zer ile oynar eli bād-ı ṣabānuñ
Germ ideli bu vech ile bāzārı şükūfe
Zülfüñ gibi ḫoş-būlar ile ṭutdı cihānı
Ṭaġıtdı meger külbe-i ‘aṭṭārı şükūfe
Fī’l-cümle ‘arūs-ı çemenüñ şevḳına ey dost
Zeyn itdi naḫıl gibi hep eşcārı şükūfe
Yār ile müdām iç mey-i gül-fāmı Münīrī
Ḳılmaz ḫo cihān her geh ü her bār şükūfe
Günümüz Türkçesiyle
1. Her dalın yükü (meyvesi) ne kadar çiçek olursa olsun, çiçek hiç olmazsa (bārī) senin gül yüzünü görsün de gerçek çiçeğin ne olduğunu anlasın.
2. Çiçek pazarını bu şekilde kızıştırdığından beri seher yelinin eli gümüş ve altınla (beyaz ve sarı çiçek yapraklarıyla) oynar.
3. Çiçek dünyayı senin zülfün gibi güzel kokularla doldurdu; sanki attarın dükkânını (kulübesini) dağıttı.
4. Kısacası ey dost, çiçek, çimen gelininin (baharın) arzusuyla bütün ağaçları nahıl gibi süsledi.
5. Münîrî, sevgiliyle gül renkli şarabı durmadan iç; dünya her zaman ve her kez çiçek açtırmaz.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz yetmiş beşincisidir (tg 275). Vezin "mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün" kalıbıdır. Ersoy giriş bölümündeki redif listesinde bu gazelin redifini "şükūfe" olarak verir; Kubbealtı Lugatı bu Farsça kelimeyi çiçek diye açıklar. Kafiye "-ārı" sesine dayanır: bārı, bārī, bāzārı, ‘aṭṭārı, eşcārı ve son beyitte "bār". Gazel yalnız Vatikan nüshasında (VT 163b) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir. Bütünüyle bir bahar gazelidir; çiçeklenen ağaçlar, seher yeli, koku ve düğün imgeleri baştan sona birbirine bağlanır.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin kafiyesi "bār" kelimesinin anlamlarıyla kurulmuş bir cinas zinciridir. Kubbealtı Lugatı Farsça "bâr" kelimesine yük, ağırlık, yemiş, meyve ve defa, kere anlamlarını verir; Farsça "bârî" kelimesini ise hiç olmazsa diye açıklar. Matlada "bārı şükūfe" dalın yükü ya da meyvesi olan çiçektir, "bārī şükūfe" ise "hiç olmazsa çiçek" demektir. Son beyitteki "her geh ü her bār" (her zaman ve her kez) aynı kelimeyi üçüncü bir anlamla getirir (bizim tespitimizdir). Matlada çiçeğin, gerçek çiçeğin ne olduğunu öğrenmek için sevgilinin gül yüzüne bakması istenir; sevgili çiçekten üstün tutulur.
İkinci beyitte çiçek bir tüccar gibi düşünülür. Kubbealtı "germ etmek" deyimini ısıtmak ve mecazen harâretlendirmek diye açıklar; çiçek pazarını kızıştırmış, seher yelinin eli de gümüş ve altınla oynamaya başlamıştır. Gümüş ve altını beyaz ve sarı çiçek yaprakları olarak anlıyoruz (bizim okumamızdır). Pazar, gümüş ve altın arasında bir tenasüp vardır. Üçüncü beyitte Kubbealtı'nın kulübe diye açıkladığı "külbe" kelimesi, attarın küçük dükkânını düşündürür; çiçeğin kokusu, attarın dükkânı devrilip dağılmış gibi dünyayı doldurmuştur. Bu koku sevgilinin zülfünün kokusuna benzetilir.
Dördüncü beyit bir düğün sahnesi kurar. Kubbealtı "arûs" kelimesini gelin diye açıklar ve "arûsân-ı bâğ (çemen)" terkibinin mecazen çiçekler anlamına geldiğini kaydeder. "Nahıl" maddesinde ise gelinin önünden götürülen, altın ve gümüş süslerle, yapma çiçek ve meyvelerle bezenmiş bal mumundan süs ağacını tarif eder. Münîrî'de çimenin gelini için ağaçlar çiçekle donatılmış, düğün nahılına dönmüştür. Mahlas beyti bahar gazellerinin bilinen öğüdüyle biter: çiçek mevsimi geçicidir, gül renkli şarap sevgiliyle bu mevsimde içilmelidir.
Kaynakça
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 354, tg 275 (giriş s. 9, 15-18). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
- Kubbealtı Lugatı (Misalli Büyük Türkçe Sözlük), "şükûfe", "bâr", "bârî", "germ", "külbe", "arûs" ve "nahıl" maddeleri. https://lugatim.com/s/nahıl
Çevrimiçi kaynaklar






