Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Dil Türk-i çeşmüñüñ ki döyer küll-i cebrine
Söz yoḳ bu ḫaste göñlümüñ el-ḳıṣṣa ṣabrına
İḳlīm-i cānı ṭutdı gözi ẓulm ile tamām
Dil milketine ġamzesi girdise cebrine
Rūbeh-ṣıfat kenār budur ṭutduġum müdām
Āhū-yı çeşm pençe urar dil hizebrine
Gerçek ṣanınca ‘ahd-i raḳīb ile zülfüñi
İnansa yeg durur kişi Rumili gebrine
Şem‘-i mezārını bile götürdi bes Münīr
Aldı ḫayāl-i ḫaddüñi çün gitdi ḳabrine

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül, senin Türk (zalim) gözünün bütün zorbalığına dayanır; kısacası bu hasta gönlün sabrına söz yoktur.

2. Onun gözü can ülkesini zulümle tamamen ele geçirdi; gamzesi gönül ülkesine zorla girdiyse (buna şaşılmaz).

3. Tilki gibi hep kenarda durmamın sebebi şudur: (sevgilinin) ceylan gözü, gönül aslanına pençe vurur.

4. Rakibin yeminine ve zülfüne gerçek diye inanmaktansa, insanın bir Rumeli gâvuruna inanması daha iyidir.

5. Münîr mezarının mumunu bile yanında götürdü; çünkü kabrine giderken yanağının hayalini yanına aldı.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz yetmiş sekizincisidir (tg 278). Vezin "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıdır. Ersoy giriş bölümündeki redif listesinde bu gazeli "-İne" redifi altında gösterir. Kafiye "-br" sesine dayanır: cebr, ṣabr, cebr, hizebr, gebr ve ḳabr; "cebr" kelimesi matla ile ikinci beyitte iki kez kafiye olur. Kafiye kelimelerinin çoğu Arapça kökenlidir; "gebr" ise Farsçadır. Gazel üç divan nüshasında da (VT 164a, VY 139a, Ü 56a) bulunur; neşirde nüsha farkı kaydedilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin ilk iki beyti sevgilinin gözünü bir fatih olarak anlatır. Kubbealtı Lugatı "Türk" kelimesi için, sevgiliye söylendiğinde cevri, eziyeti çok olmasından kinaye olarak zalim, kanlı kimse anlamını kaydeder; eski Türkçede tahammül etmek, dayanmak anlamına gelen "döymek" fiilini de Fuzûlî'den örnekle verir. Aynı sözlük "cebr" kelimesini zorlama, zor kullanma diye açıklar. Göz can ülkesini zulümle almış, gamze de gönül ülkesine zorla girmiştir. "İklîm", "mülk", "zulüm" ve "cebr" kelimeleri bir fetih tablosu kurar.

Üçüncü beyit bir tezat üzerine kuruludur. Kubbealtı "rûbah" kelimesini tilki ve mecazen kurnaz kimse, "âhû" kelimesini ceylan ve mecazen iri, güzel göz, "hizber" kelimesini aslan diye açıklar. Ürkek bir hayvan olan ceylan, aslana pençe vurmaktadır; gönül aslanı bile sevgilinin ceylan gözüne yenilir. Âşık da bunu gördüğü için tilki gibi kenarda durur. Bu beyitte av hayvanlarının yerleri tersine çevrilmiştir (bizim tespitimizdir).

Dördüncü beyitte Kubbealtı'nın Mecusi, ateşe tapan diye açıkladığı ve Osmanlı resmî dilinde çoğulu "gebrân" ile Müslüman olmayanları anlattığını kaydettiği "gebr" kelimesi kullanılır. Rakibin yemini ile sevgilinin zülfü güvenilmezlikte birleşir; insan onlara inanacağına bir Rumeli gâvuruna inansa daha iyidir. Eski şiirde siyah zülfün küfürle ilişkilendirilmesi bu karşılaştırmayı destekler (bizim tespitimizdir). Mahlas beytinde ölüm sahnesi vardır: mezarlarda mum yakılır, Münîr ise sevgilinin parlak yanağının hayalini yanına aldığı için kendi mezar mumunu da beraberinde götürmüştür. Yanak ile mum arasında ışık ortaklığına dayanan bir teşbih vardır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar