Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ṭaşra düşer diyü sırrum eşk-i bī-pāyān ile
Gözümi dikmek diler dil sūzen-i müjgān ile
Bāde-i la‘l-i lebüñ ‘aḳsi düşelden gül-şene
Ġoncanuñ ṭoldı ṣurāḥī gibi baġrı ḳan ile
Ḫāne-i dilden ḫayālüñle n’ola cān gitdise
Gönderü çıḳmaḳ kişi ‘ādet durur mihmān ile
Ḳılma tīr-i ġamzeñi cānā ḥavāle cānuma
Ben ḫod anı saña virmek isterem biñ cān ile
Çārsū-yı ‘ışḳuñ içre bunca şi‘riyle Münīr
Bir gedādur ṣanki dervāze ider dīvān ile

Günümüz Türkçesiyle

1. Sırrım bitmez tükenmez gözyaşıyla dışarı düşer (açığa çıkar) diye gönül gözümü kirpik iğnesiyle dikmek ister.

2. Dudağının yakut şarabının aksi gül bahçesine düşeli, goncanın bağrı sürahi gibi kanla doldu.

3. Gönül evinden senin hayalinle birlikte can da gittiyse ne olur; misafiri uğurlamak için onunla birlikte dışarı çıkmak âdettir.

4. Sevgilim, gamzenin okunu canıma yöneltme; ben zaten onu (canımı) sana bin canla (seve seve) vermek isterim.

5. Münîr, aşkının çarşısında bunca şiiriyle, sanki kapıda divanıyla dilenen bir yoksuldur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz yetmiş dokuzuncusudur (tg 279). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Ersoy giriş bölümündeki redif listesinde bu gazelin redifini "ile" olarak verir; kafiye "-ān" sesine dayanır: bī-pāyān, müjgān, ḳan, mihmān, cān ve dīvān. Gazel üç divan nüshasında da (VT 164a, VY 139b, Ü 56b) bulunur. Neşir birkaç nüsha farkı kaydeder: matlada "düşer" VT'de "düşe", "diler dil" VT'de "dilerler"; üçüncü beyitte "Gönderü" VT ve Ü'de "Gönderi"; dördüncü beyitte "biñ cān" Ü'de "yüz cān" biçimindedir. Bu farklar anlamı değiştirmez. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla gözyaşı ile sır arasındaki eski bir ilişkiye dayanır: gözyaşı âşığın gizlediği aşkı dışarı vurur. Kubbealtı Lugatı "sûzen" kelimesini iğne diye açıklar. Gönül, sırrın açığa çıkmaması için gözü kirpik iğnesiyle dikmeye kalkar. Kirpiğin iğneye benzetilmesi ile "dikmek" fiili arasında bir tenasüp vardır; "gözümi dikmek" sözünün gündelik dildeki "gözünü dikmek" deyimini de hatırlattığını düşünüyoruz (bizim tespitimizdir).

İkinci beyitte Kubbealtı'nın uzun boyunlu cam ya da billur kap diye açıkladığı "sürahi" ile goncanın biçimi arasında bir benzerlik kurulur. Sevgilinin dudağının yakut renkli şarabı gül bahçesine yansımış, kapalı gonca da kırmızı şarapla dolu bir sürahiye dönmüştür. Goncanın bağrının kanla dolması onun kızıllığını açıklayan bir hüsn-i talildir (bizim tespitimizdir).

Üçüncü beyit bir misafirlik âdetine dayanır. Kubbealtı "mihman" kelimesini misafir, konuk diye açıklar. Sevgilinin hayali gönül evinde bir misafirdir; misafir giderken ev sahibinin onu kapıya kadar uğurlaması âdet olduğu için can da onunla birlikte çıkıp gitmiştir. Canın gitmesi ölümdür; âşık ölümünü bir nezaket gereği olarak anlatır. Dördüncü beyitte Kubbealtı'nın bir şeyi birine doğru savurma, yöneltme diye açıkladığı "havâle" kelimesi kullanılır: âşık, canını zaten bin canla vermeye hazır olduğu için gamze okunun ona yöneltilmesine gerek görmez.

Mahlas beytinde Kubbealtı'nın çarşı diye açıkladığı "çârsû", dilenci anlamındaki "gedâ" ve "dîvân" bir araya gelir. Kubbealtı "dervâze" kelimesini şehir ve kalelerin büyük giriş kapısı diye verir; aynı sözlük "deryûze" kelimesini dilencilik diye açıklar ve Latîfî Tezkiresi'nden "çarşılarda deryûze ederdi" örneğini alır. Bu yüzden "dervāze ider" sözünde dilenme anlamının öne çıktığını düşünüyoruz (bizim tespitimizdir). "Dîvân" burada şairin şiir mecmuasıdır; şair aşk çarşısında divanını açıp ilgi dilenen bir yoksula benzer.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar