Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Virdi bir ‘işve-gere dīde yine göñlümi āh
Gör ki n’itdi baña bu merdümek-i ḫāne-siyāh
İletüñ reh-güẕer-i yāre bu ben ḫasteyi ḳoñ
Raḥm idüp şāyed ide kūşe-i çeşm ile nigāh
Her gören çāh-ı zeneḫdānuñ ile ḫālüñi dir
Gūyiyā düşdi bün-i çāha ṭurur sāye-i çāh
Ḳanumı dökdügine la‘l-i lebüñ diye ṭurur
Hīc ḥācet degül iḳrāra bilürsin ḫo güvāh
Naẓar-ı vech-i ḥasen cürm ise zāhid n’idelüm
Ser-nüvişt olmış imiş bize ezelde bu günāh
Āh-ı serd ile dirilür dil-i pür-sūz-ı Münīr
Gerçi dirler yürege ḳan ṭamar itdükçe her āh

Günümüz Türkçesiyle

1. Gözüm gönlümü yine cilveli bir güzele verdi, ah; bak, bu evi kara göz bebeği (bu kara bahtlı adamcağız) bana ne etti.

2. Bu hasta beni sevgilinin geçeceği yola götürün, oraya bırakın; belki acıyıp göz ucuyla bir bakar.

3. Çene çukurunu ve benini gören herkes der ki: sanki kuyunun gölgesi kuyunun dibine düşmüş duruyor.

4. Yakut dudağın kanımı döktüğüne "evet" der durur; ikrara hiç gerek yok, bilirsin ki şahit zaten ortadadır.

5. Ey zahit, güzel yüze bakmak suçsa ne yapalım; bu günah ezelde bize alın yazısı olmuş.

6. Münîr'in yanık gönlü soğuk âhla dirilir; gerçi derler ki her âh edildikçe yüreğe kan damlar.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir altı beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz doksan ikincisidir (tg 292). Vezin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıdır. Gazel Ersoy'un giriş bölümündeki redif listesinde yer almaz; redifsizdir ve kafiye "-āh" sesine dayanır: āh, ḫāne-siyāh, nigāh, çāh, güvāh, günāh ve yine āh. "Āh" kelimesi hem matlaın hem mahlas beytinin sonunda kafiye olarak kullanılmıştır. Gazel üç divan nüshasında da (VT 167b, VY 141a, Ü 57b) bulunur. Neşirdeki tek nüsha farkı dördüncü beyittedir: "bilürsin ḫo" VT'de "ḫo bilürsin ḫo" diye geçer. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir. Aynı kafiye, neşirde birkaç sıra önce gelen tg 287 ve tg 288'de de kullanılmıştır (bizim tespitimizdir).

Anlam ve Söz Sanatları

Matla suçu göze yükler. Kubbealtı Lugatı "merdümek" kelimesini önce küçük adam, insancık, sonra göz bebeği diye açıklar ve Fuzûlî'den bir örnek verir. Münîrî bu iki anlamı birlikte kullanır: gönlü güzele veren göz bebeği, aynı zamanda âşığı belaya sokan küçük bir adamdır (bizim okumamızdır). "Ḫāne-siyāh" kelime kelime "evi kara" demektir; göz bebeğinin karasını ve bahtsızlığı birlikte düşündürür. Kubbealtı "işve" kelimesini naz ve cilve anlamında kaydeder.

İkinci beyitte âşık sevgilinin yoluna bırakılmak ister. Kubbealtı "rehgüzer" kelimesini geçilen yol, "kûşe" kelimesini de köşe diye açıklar; "kūşe-i çeşm" göz ucudur. Âşığın bütün umudu, sevgilinin acıyıp göz ucuyla bir kez bakmasıdır.

Üçüncü beyit çene çukuru ile ben arasında bir görüntü kurar. Kubbealtı "çâh-ı zenehdan" terkibini çene çukuru diye açıklar ve Kadı Burhâneddin'in "Gönülü çâh-ı zenehdânına düşmüş gördüm / Bunu Yûsuf onu zindan dediler gerçek mi" beytini örnek verir. Münîrî'de çene çukuru bir kuyudur, siyah ben de kuyunun dibine düşmüş gölgesidir.

Dördüncü beyit bir mahkeme sahnesidir. Kubbealtı "güvah" kelimesini şahit, delil, tanık diye açıklar. Dudak kanı döktüğünü kabul eder; ikrara gerek de yoktur, çünkü dudağın kırmızısı kanın kendisidir ve şahit ortadadır (bizim okumamızdır). Beşinci beyitte zahide seslenilir: Kubbealtı "sernüvişt" kelimesini alın yazısı, kader diye açıklar. Güzele bakmak suçsa bu suç ezelde yazılmıştır; âşık kendini böyle savunur.

Mahlas beytinde Kubbealtı'nın "serd" maddesinde örnek verilen Fuzûlî mısraı, "Alâmet âh-ı serd ü rûy-ı zerd ü eşk-i âlimdir", soğuk âhın aşk derdinin işareti sayıldığını gösterir. Münîrî'nin yanık gönlü bu soğuk âhla dirilir, ama halkın söylediğine göre her âhta yüreğe kan damlar. Böylece âh hem diriltir hem yaralar; yanık ile soğuk arasında da bir karşıtlık kurulmuştur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar