Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Ḫaste-i dil-teşneyem şol sāḳī-i cān-pervere
K’ider anuñ la‘l-i nābı nükte āb-ı kevs̱ere
Ḫāne-i dilden ḫayālātuñ temāşā ḳılmaġa
Açdı ey meh-manẓar iki gözüm iki pençere
Ḳaddüñi bir dūn-himmet serve teşbīh eylemiş
Düşdi bīd-i bī-dil anuñ reşkiyile ḫancere
Bir gül-i ḫandān u nergis-çeşm ü lāle-ḫadd içün
Ḫār elinden döndi şeklüm ṣūret-i nīlūfere
Yaşlu gözümde ḫayāl-i ḫaddüñ ey serv-i sehī
Berg-i güldür ṣanki düşmişdür derūn-ı sāġara
Nūş-ı cān la‘lüñden it var ise in‘āmuñ baña
Hīc meylüm yoḳ lebüñ devrinde şehd ü şekkere
Böyle ḫoş-būlar geñez gelmezdi sūzuñdan Münīr
Dönmeseydi ‘ūd-ı dil yanmaḳla sīnem micmere
Günümüz Türkçesiyle
1. Ben, o cana can katan sakiye gönlü susamış bir hastayım; onun saf yakut dudağı Kevser suyuna nükte eder (ona takılır, onu küçümser).
2. Ey ay yüzlü, gönül evinden senin hayallerini seyretmek için iki gözüm iki pencere açtı.
3. (Biri) boyunu himmeti alçak bir serviye benzetmiş; gönülsüz söğüt bu kıskançlıkla hançerin üstüne düştü (yaprakları hançere döndü).
4. Gülen bir gül, nergis gözlü ve lale yanaklı bir güzel için diken elinden şeklim nilüfer suretine döndü.
5. Ey dal gibi düz boylu servi, yaşlı gözümde yanağının hayali sanki kadehin içine düşmüş bir gül yaprağıdır.
6. Bana bir ihsanın varsa, dudağından can şerbeti ver; dudağının devrinde bal ve şekere hiç meylim yok.
7. Münîr, gönül ödağacı yanmakla sinem buhurdana dönmeseydi, senin aşkının yanışından böyle güzel kokular kolay kolay gelmezdi.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir yedi beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz doksanıncısıdır (tg 290). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Ersoy giriş bölümündeki redif listesinde bu gazelin redifini "-E" olarak verir; kafiye "-er" sesine dayanır: cān-perver, kevs̱er, pençere, ḫancer, nīlūfer, şekker ve micmer. Beşinci beyitteki "sāġara" ise "-er" değil "-ar" sesiyle biter; kafiyenin burada gevşediğini düşünüyoruz (bizim tespitimizdir). Gazel üç divan nüshasında (VT 166b, VY 140a, Ü 57a) ve Pervâne Bey Mecmuası'nda (PB 516b) bulunur. Neşirdeki nüsha farklarına göre matladaki "dil-teşneyem" Ü'de "teşneyem" diye geçer, beşinci beyit PB'de, altıncı beyit PB ve Ü'de yoktur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel bir meclis ve bahçe tablosu kurar. Matlada âşık, sakiye susamış bir hastadır. Kubbealtı Lugatı "Kevser" kelimesini cennette bir nehir ya da havuz diye açıklar; "nâb" kelimesini halis, katıksız diye, "nükte" kelimesini de ince anlamlı, zarif söz diye verir. Sevgilinin saf dudağı, cennet suyuna bile laf atacak kadar üstündür. Altıncı beyit bu düşünceyi tamamlar: dudağın can şerbeti varken âşığın bala da şekere de meyli yoktur. Kubbealtı "şehd" kelimesini bal diye açıklar.
İkinci beyitte gönül bir eve, iki göz de bu evin iki penceresine benzetilir. Göz pencereden sevgilinin hayallerini seyreder. Bu benzetmede evin içinde oturan gönüldür, gözler ise dışarıya açılan iki aralıktır.
Üçüncü ve dördüncü beyitler bitki adlarıyla örülüdür. Kubbealtı "dûn-himmet" terkibini gayreti az olan diye açıklar; sevgilinin boyunu böyle alçak himmetli bir serviye benzetmek bile söğüdü kıskandırmıştır. Aynı sözlük "bîd" kelimesini söğüt diye verir ve Bâkî'nin "Berg-i bîdi bâğda âb-ı revân üzre görüp / Dediler akmış gılâfından bu tîğ-i zer-nişan" beytini örnek gösterir; söğüt yaprağının bir kılıca benzetilmesi bu beyitte de vardır. Münîrî söğüdün yapraklarını kıskançlıktan hançerin üstüne düşmüş biri gibi gösterir. "Bîd-i bî-dil" terkibinde "bîd" ile "bî-dil" arasında bir ses benzerliği de kurulmuştur. Dördüncü beyitte gül, nergis, lale, diken ve nilüfer bir arada anılır. Diken elinden şeklinin nilüfere dönmesi, Kubbealtı'nın mavi çiçekli türlerini de saydığı nilüferin rengiyle, dikenle yaralanan bedenin morarmasını anlatıyor olabilir (bizim okumamızdır).
Beşinci beyitte Kubbealtı'nın fidan gibi düz boy diye açıkladığı "sehî" sıfatıyla servi boylu sevgiliye seslenilir. Yaşlı göz bir şarap kadehine, gözde beliren kırmızı yanak hayali de kadehe düşmüş bir gül yaprağına benzer. Kubbealtı "sâgar" kelimesini içki kadehi diye açıklar.
Mahlas beyti bir koku hayaline dayanır. Kubbealtı "ûd" kelimesinin anlamları arasında öd ağacını sayar, "micmer" kelimesini de içinde tütsü yakılan kap, buhurdan diye açıklar ve Rûhî-i Bağdâdî'nin "Rûhî bu gece ûd-sıfat micmer-i gamda / Yandı bedenim gök yüzünü tuttu şerârım" beytini örnek verir. Gönül öd ağacı gibi yanmış, sine buhurdana dönmüştür; aşkın yanışından gelen güzel koku bu yüzdendir. Mısradaki "geñez" kelimesini bağlamdan "kolay, kolayca" diye anlıyoruz.
Kaynakça
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 361-362, tg 290 (giriş s. 9, 15-18). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
- Kubbealtı Lugatı (Misalli Büyük Türkçe Sözlük), "Kevser", "nâb", "nükte", "şehd", "dûn", "bîd", "nilüfer", "sehî", "sâgar", "ûd" ve "micmer" maddeleri. https://lugatim.com/s/micmer
Çevrimiçi kaynaklar






