Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātün mef‘ūlü fā‘ilātün
Ben de yetişür idüm sen mihr-i meh-liḳāya
Cehd ile yetişeydi ger āftāba ṣāye
Lūlū dişüñle her dem la‘l-i lebüñi ṣorma
Nāzük-ṭabī‘at olan iñen döymez cefāya
Zülf-i siyāhuñ ucı yirde sürinür ey dost
Ser-menzil olmaz iken rūy-ı zemīn hümāya
Bu vech ile görüben mīm aġzuñı didi dil
‘Aḳs-i Sühāyı gör kim nice düşüpdür aya
Zülfüñ kesilmek ile baş ḳodı ḫaddüñ üzre
Gūyā yetişdi ‘arşa ḳaṭ‘ itmek ile pāye
Añunca la‘lüñi dil oldı revān revāne
Rūḥum gibi revān da mevḳūf imiş ṣılāya
Şeh-zāde-i cüvān-baḫt rūşen bu kim Münīrī
Nūr-ı dü çeşm-i cāndur her mīr ü gedāya
Günümüz Türkçesiyle
1. Eğer gölge çabalayarak güneşe yetişebilseydi, ben de sana, ay yüzlü güneşe yetişirdim.
2. İnci dişlerinle yakut dudağını her an emme (ısırma); yaratılışı nazik olan, cefaya pek dayanamaz.
3. Ey dost, kara zülfünün ucu yerde sürünüyor; oysa yeryüzü hümaya konak yeri olmaz.
4. Gönül mim harfi gibi (küçücük) ağzını bu yüzde görünce dedi: bak, Süha yıldızının aksi aya nasıl düşmüş.
5. Zülfün kesilince yanağının üstüne baş koydu; sanki kesilmekle (basamakları aşarak) rütbesi arşa yetişti.
6. Dudağını anınca gönül akıp yola düştü; meğer ruhum gibi giden de kavuşmaya bağlı imiş. (Beyit belirsizdir; "ṣıla" kelimesi kavuşma yanında bağış, ihsan anlamına da gelir.)
7. Münîrî, apaçıktır ki genç talihli şehzade her bey ve dilenci için canın iki gözünün nurudur.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir yedi beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz doksan beşincisidir (tg 295). Vezin "mef‘ūlü fā‘ilātün mef‘ūlü fā‘ilātün" kalıbıdır. Ersoy giriş bölümündeki redif listesinde bu gazelin redifini "-ye" olarak verir; kafiye uzun "-ā" sesine dayanır: meh-liḳā, āftāb, cefā, hümā, ay, pāye, ṣıla ve gedā. Redif, ince ve kalın ünlüye göre "-ye" ve "-ya" biçimlerinde görünür. Gazel yalnız Viyana nüshasında (VY 165b) bulunur; Vatikan ve İstanbul nüshalarında yoktur. Neşirde nüsha farkı kaydedilmemiştir.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla gölge ile güneş arasındaki bir imkânsızlığa dayanır. Kubbealtı Lugatı "mihr" kelimesini önce güneş, mecaz olarak da sevgi, dostluk diye açıklar; "mihr-i meh-likā" böylece hem ay yüzlü güneşi hem ay yüzlü sevgiliyi düşündürür. Gölge ne kadar koşsa güneşe yetişemez; âşık da sevgiliye yetişemez.
İkinci beyitte bir cinas gizlidir. Kubbealtı "sormak" fiilinin iki maddesini verir: biri Eski Türkçede emmek, emerek içine çekmek, öteki soru sormaktır; sözlük iki fiilin aynı köke dayandığını da belirtir. Münîrî "la‘l-i lebüñi ṣorma" der: sevgili inci dişleriyle yakut dudağını emmesin, çünkü nazik yaratılışlı olan cefaya dayanamaz. Kubbealtı "lü'lü" kelimesini inci diye açıklar.
Üçüncü ve dördüncü beyitler gökyüzü ve kuş hayalleriyle örülüdür. Kubbealtı "hümâ" kelimesini Kafdağı'nda yaşadığı kabul edilen, gölgesinin bir kimsenin üzerine düşmesi başına devlet kuşu konacağına alamet sayılan efsanevi bir kuş diye açıklar. Kara zülüf bu kuşa benzetilmiştir (bizim okumamızdır); böyle bir kuşun yerde sürünmesi yakışık almaz. Kubbealtı "Süha" yıldızını Büyükayı kümesindeki en küçük yıldız diye açıklar ve eskiden gözün keskinliğinin bu yıldızla denendiğini kaydeder. Sevgilinin mim harfi gibi küçük ağzı, ay yüzde görünen bu en küçük yıldızın aksidir. Beyitteki "bu vech ile" sözü de Kubbealtı'nın hem yüz hem tarz, biçim diye açıkladığı "vech" kelimesiyle iki türlü okunabilir.
Beşinci beyitte Kubbealtı'nın kesme ve yol alma, geçme anlamlarını birlikte verdiği "kat'" kelimesi bir tevriye kurar. Zülüf kesilmiş, yanağa baş koymuştur; ama "ḳaṭ‘ itmek ile pāye" sözü, basamakları aşıp rütbesini arşa yükseltmek demektir. Kubbealtı "pâye" kelimesini rütbe, mertebe ve basamak diye açıklar. Altıncı beyitte "revān" kelimesi tekrarlanır; Kubbealtı bu kelimeyi yürüyen, giden ve akan diye açıklar ve Zâtî'nin "Revân oldu benim cânım revân ardınca cânânın" mısraını örnek verir. Kubbealtı'da "sıla" kelimesinin iki ayrı maddesi vardır: biri vatana ve yakınlara kavuşma, öteki bağış, ihsan, şairlere kasideleri karşılığında verilen câizedir. Beyitte hangisinin kastedildiği açık değildir.
Tarihî Bağlam
Mahlas beytinde "şeh-zāde-i cüvān-baḫt", yani genç talihli bir şehzade anılır ve onun bey ile dilenciye eşit bir ışık olduğu söylenir. Şehzadenin adı verilmez. Ersoy, Münîrî'nin II. Bayezid ve oğlu Şehzade Ahmed Amasya'da sancakbeyliği yaparken onların meclisinde bulunduğunu yazar; TDV İslâm Ansiklopedisi de Münîrî'nin II. Bayezid'in ve oğlu Şehzade Ahmed'in teveccühünü kazanarak musahipleri arasına girdiğini belirtir. Bu gazelin bu iki şehzadeden hangisi için ya da başka bir şehzade için yazıldığına dair kaynaklarda bilgi yoktur; ne zaman yazıldığı da bilinmemektedir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 364, tg 295 (giriş s. 1-2, 9, 15-18). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
Akademik çalışmalar
- Ümran Ay, "Münîrî Amâsî", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2019. https://islamansiklopedisi.org.tr/muniri-amasi
Kitaplar
- Kubbealtı Lugatı (Misalli Büyük Türkçe Sözlük), "mihr", "sormak", "lü'lü", "hümâ", "Sühâ", "vecih", "katı'", "pâye", "revan" ve "sıla" maddeleri. https://lugatim.com/s/sormak
Çevrimiçi kaynaklar






