Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Evvel bu serv-ḳaddüñ odur bir kerāmeti
Her demde gösterür bize rūz-ı ḳıyāmeti
Yüzüñ çerāġına niçün öykünür idi şem‘
Yansun ölince oldur o cürmüñ ġarāmeti
Ṣu indi ayaġına ṭurur serv ḳarşuña
Gör ḫıdmetüñde kim nicedür istiḳāmeti
Devrinde la‘lüñüñ mey-i nāb içmedüm diyü
Zāhid dökerse vechi var eşk-i nedāmeti
Biter mezārum üzre ‘alem dūd-ı dil Münīr
Olmazsa ġam degül daḫı dürlü ‘alāmeti

Günümüz Türkçesiyle

1. Her şeyden önce bu servi boyunun bir kerameti şudur: her an bize kıyamet gününü gösterir.

2. Mum niçin yüzünün çırasına öykünüyordu; ölünceye kadar yansın, o suçun bedeli odur.

3. Su (servinin) ayağına indi, servi senin karşında duruyor; bak, hizmetinde nasıl dimdik ve doğrudur.

4. Zahit, senin dudağının devrinde saf şarap içmedim diye pişmanlık gözyaşı dökerse yeridir (bunun bir sebebi vardır).

5. Münîr, mezarımın üstünde gönlün dumanı sancak olarak biter; başka türlü bir nişan olmazsa da gam değil.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin üç yüzüncüsüdür (tg 300). Vezin "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıdır. Ersoy giriş bölümündeki redif listesinde bu gazelin redifini "-İ" olarak verir; kafiye "-āmet" sesine dayanır: kerāmet, ḳıyāmet, ġarāmet, istiḳāmet, nedāmet ve ‘alāmet. Kafiye kelimelerinin hepsi Arapçadır. Gazel üç divan nüshasında da (VT 169a, VY 146a, Ü 58b) bulunur; neşirde nüsha farkı kaydedilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada sevgilinin servi boyu bir veli gibi keramet gösterir. Kubbealtı Lugatı "keramet" kelimesini bir ermişin Allah'ın lütfuyla ortaya koyduğu, akıl sınırlarını aşan olağanüstü iş diye açıklar. Boyun kerameti, her an kıyameti göstermesidir. Kubbealtı "kıyâmet" kelimesini bu âlemin sona erip ölülerin dirilmesi olayı diye açıklar, mecaz olarak da gürültülü karışıklık anlamını verir. Servi boylu sevgilinin yürüyüşü âşıklar arasında bir kıyamet koparır (bizim okumamızdır).

İkinci beyit mum ile yüz arasında bir hesaplaşmadır. Mum, sevgilinin yüzünün çırasına öykünmeye kalkmıştır; bu suçun cezası ölünceye kadar yanmaktır. Kubbealtı "garâmet" kelimesini borç ödeme ve ödenmesi gereken şey, borç, vergi diye açıklar. Mumun eriyerek yanması, ödenen bir bedel gibi gösterilmiştir.

Üçüncü beyit servi hayalini sürdürür. Kubbealtı "istikāmet" kelimesini Arapça "kıyâm" (ayakta durmak, kalkmak, dikilmek) kökünden gösterir ve yön, doğruluk anlamlarını verir. Servi sevgilinin karşısında dimdik durur, su da onun ayağına iner; servinin dikliği hem bedenin düzlüğü hem hizmetteki doğruluk olarak okunabilir (bizim okumamızdır).

Dördüncü beyitte zahit hedef alınır. Kubbealtı "nâb" kelimesini halis, katıksız, "nedâmet" kelimesini de pişmanlık diye açıklar; "vecih" kelimesinin anlamları arasında sebep de vardır. Zahit, sevgilinin dudağının devrinde şarap içmediği için pişmandır ve bu pişmanlığın bir sebebi vardır. Pişmanlığın konusu bir günah değil, içilmemiş şaraptır.

Mahlas beyti bir cinasla biter. Kubbealtı "alem" kelimesini önce işaret, alamet, nişan, sonra sancak, bayrak diye açıklar; "dûd" kelimesini de duman ve mecaz olarak gam, tasa diye verir. Gönülden yükselen duman mezarın üstünde bir sancak gibi dikilir; "alem" ile kafiyedeki "alâmet" aynı anlam çevresindedir. "Gam değil" sözü de dumanın mecaz anlamı olan gamla ilgilidir (bizim tespitimizdir).

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar