Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ġamzesine baġrumuñ ḳanın şu kim ḫᵛān eyledi
Zaḫm-ı tīri yüregümi ṭopṭolu ḫūn eyledi
Ḥüsnüñi mecmū‘a-i ma‘nī diyü cem‘ eyleyen
Ḥaḳḳa minnet kim bizi daḫı ġazel-ḫᵛān eyledi
Len-terānīden cemālüñde nişān göstermegin
Lām idüp zülfüñi niçün ḳaşuñı nūn eyledi
Kāse-i serden kināyet ḳaṣd iden Leylīyi gör
Nice ḳaṣd-ı kāse-i pür-ḫūn-ı Mecnūn eyledi
Āsyā-yı çarḫdur diñle Münīrī ḫasteñi
Gerdiş ile ögüdüp ḥınnā gibi un eyledi

Günümüz Türkçesiyle

1. Ciğerimin kanını gamzesine sofra (yemek) eyleyen şu güzel, okunun yarasıyla yüreğimi baştan başa kan doldurdu.

2. Senin güzelliğini bir anlamlar mecmuası diye bir araya toplayan Hakk'a şükürler olsun ki bizi de gazel okuyan eyledi.

3. (Allah) zülfünü lâm, kaşını nûn niçin eyledi? Cemâlinde "len terânî"den (sen beni göremezsin sözünden) bir nişan göstermek için. (Lâm ile nûn yan yana "len" kelimesini yazar.)

4. Kâse-i ser (kafatası) sözüyle kinaye yoluyla bir şey kasteden Leylî'yi gör: Mecnun'un kan dolu kâsesine nasıl kastetti. (Beyit tam açık değildir; bkz. yorum.)

5. Dinle: feleğin çarkı bir değirmendir; hasta Münîrî'ni dönüşüyle öğütüp kına gibi un eyledi.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin üç yüz on dokuzuncusudur (tg 319). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Ersoy giriş bölümündeki redif listesinde bu gazelin redifini "eyledi" olarak verir; kafiye kelimeleri ḫᵛān, ḫūn, ġazel-ḫᵛān, nūn, Mecnūn ve un'dur. Matla ve ikinci beyitte "ḫᵛān" sesinin "-ūn" ile kafiyelendirilmesi dikkat çeker; Kubbealtı Lugatı'nın "hân" (sofra) ve "-han" (okuyan) için verdiği Arap harfli yazımda kelimede bir vav bulunur, bu yüzden kafiyenin yazıdaki benzerliğe dayandığını düşünüyoruz (bizim tespitimizdir). Gazel yalnız Vatikan nüshasında bulunur (VT 173b). Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin ilk iki beyti aynı sesin iki ayrı kelimesini kullanır. Kubbealtı "hân" kelimesini Farsçadan gelen sofra, yemek sinisi ve yemek diye açıklar; "-han" ekini ise Farsça "okumak" fiilinden gelen ve "okuyan" anlamı katan bir ek olarak verir, "gazelhan"ı da gazel okuyan kimse diye tanımlar. Matlada âşığın ciğer kanı sevgilinin gamzesine sofra yapılmıştır; ikinci beyitte ise şair, sevgilinin güzelliğini bir "mecmua-i ma'nî" olarak derleyen Allah'a, kendisini de "gazel-hân" yaptığı için şükreder. Kubbealtı "mecmua"ya içinde şiirler, seçilmiş söz ve yazılar bulunan defter anlamını da verir. Güzellik bir şiir mecmuasıdır, âşık da ondan okuyan gazelhandır.

Üçüncü beyit bir harf oyunu ile Kur'an'daki bir kıssayı birleştirir. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin "Len Terânî" maddesine göre bu söz, Hz. Mûsâ'nın Allah'ı görme talebine verilen "Sen beni göremezsin" cevabıdır (el-A'râf 7/143). Aynı madde, Arap ve İran şiirinde âşığın gönlünü kaplayan sevgilinin kendini ona göstermemesinin "len terânî" ile temsil edildiğini ve âşığın sevgilinin cemalini görme arzusuna bu cevabın örnek gösterildiğini belirtir. Münîrî'nin beytinde sevgilinin zülfü lâm, kaşı nûn harfidir; bu iki harf yan yana "len" yazar (bu çözüm bizim tespitimizdir). Böylece sevgilinin yüzü, kendini görmek isteyen âşığa daha ilk bakışta "beni göremezsin" demektedir. Beyit bir soru ile cevabın yer değiştirdiği bir hüsn-i talildir. Bir önceki gazelde (tg 318) zülfün lâm ile dâl, kaşın nûn olmasıyla "ledün" yazılması da aynı yöntemi gösterir.

Dördüncü beyit Leylâ ile Mecnun hikâyesine dayanır, ama anlamı tam olarak çözülemiyor. Kubbealtı "kâse-i ser"i kafatası diye açıklar; "kasıt" kelimesine de hem niyet, amaç hem de öldürme, yaralama veya zarar vermeye teşebbüs etme anlamlarını verir. Beyitte "kasd" kelimesi iki kez geçer ve bu iki anlam arasında bir cinas sezilir: Leylî, kafatası kâsesiyle kinaye olarak bir şey kastetmiş, sonunda Mecnun'un kan dolu kâsesine (başına) kastetmiştir (bizim okumamızdır). Hikâyedeki hangi olaya işaret edildiğini kaynaklarda bulamadık.

Mahlas beytinde felek bir değirmendir. Kubbealtı "âsiyâb – âsiyâ"yı değirmen, "gerdiş"i dönüş, "hınnâ"yı da kına diye açıklar. Dönen çark âşığı öğütüp un etmiştir; unun kına gibi olması, âşığın kanla boyanmış hâline işaret eder (bizim okumamızdır). "Çarh" kelimesinin Kubbealtı'da hem dönen tekerlek hem gökyüzü, felek anlamına gelmesi, değirmen ile felek arasındaki teşbihi doğal kılar.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar

  • Kubbealtı Lugatı (Misalli Büyük Türkçe Sözlük), "hân", "-han", "gazelhan", "mecmua", "kâse-i ser", "kasıt", "âsiyab – âsiyâ", "gerdiş", "hınnâ" ve "çarh" maddeleri. https://lugatim.com/s/gazelhan

Çevrimiçi kaynaklar