Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün

Bir kerre ki elde görem ol zülf-i dü-tāyı
Binüm ṣanuram memleket-i Çīn ü Ḫıṭāyı
Deldi cigeri ġamze-i dil-dūzı nigāruñ
Ey dil görinen bu ki saña dikdi ‘aṣāyı
Zülf-i siyeh-i yārı göñül iñen añarsın
Olduñ gibi sen daḥı benüm gibi hevāyī
Bülbül gibi dil berg ü nevādan dem urur līk
Bī-berg ü nevā ḳanda bulur berg ü nevāyı
Bir būseyile la‘li k’ala cānı Münīrī
Ṭura vara gör kim bulımazsın bu behāyı

Günümüz Türkçesiyle

1. O iki kat (kıvrım kıvrım) zülfü bir kere elimde görsem, Çin ve Hıtâ ülkesini benim sanırım.

2. Sevgilinin gönül diken gamzesi ciğeri deldi; ey gönül, görünen o ki sana bir asâ dikti. (Mısraın deyimsel anlamı açık değildir; bkz. yorum.)

3. Ey gönül, yarin kara zülfünü pek anıyorsun; sen de benim gibi havai (gelip geçici heveslere kapılan) olmuşsun.

4. Gönül bülbül gibi yapraktan ve nağmeden (berg ü nevâ) söz eder; ama yaprağı ve nağmesi, yani geçimliği olmayan biri geçimliği nerede bulur?

5. Münîrî, lâl dudak bir öpücüğe karşılık canı alacak olsa, ne kadar dolaşsan bu pahayı (bu kadar ucuz bir fiyatı) bulamazsın.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin üç yüz yirmi ikincisidir (tg 322). Vezin "mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün" kalıbıdır. Ersoy giriş bölümündeki redif listesinde bu gazelin redifini "-İ" olarak verir; kafiye "-ā" sesine dayanır: dü-tā, Ḫıṭā, ‘aṣā, hevā, nevā ve behā. Gazel yalnız Vatikan nüshasında bulunur (VT 174b). Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada zülüf bir ülkeye bedel tutulur. Kubbealtı Lugatı "dütâ" kelimesini iki kat, bükülmüş diye açıklar; sevgilinin kıvrım kıvrım zülfü bu sıfatla anılır. Âşık bu zülfü bir kere elinde görse Çin ve Hıtâ ülkelerinin kendisinin olduğunu sanacaktır. Zülfün elde tutulması, büyük bir mülke sahip olmakla bir tutulmuştur.

İkinci beyitte bir cinas sezilir. Kubbealtı "-dûz" ekini Farsça "dikmek" fiilinden gelen ve "diken, dikici" anlamı katan bir ek olarak açıklar; gamze bu yüzden "dil-dûz", yani gönül dikendir. Mısranın sonunda ise Türkçe "dikmek" fiili gelir: gamze âşığa bir "asâ" dikmiştir. Farsça ekteki dikiş dikme anlamıyla Türkçe fiildeki bir şeyi yere saplayıp dikme anlamı yan yana getirilmiştir (bizim tespitimizdir). Kubbealtı "asâ"yı uzun sopa, değnek ve kudret timsali olarak elde taşınan değnek diye açıklar. Ciğeri delen gamze okunun âşığın göğsüne bir asa gibi saplandığı düşünülebilir, ama "asâ dikmek" sözünün bir deyim olup olmadığını kaynaklarda bulamadık; mısraın anlamını kesin olarak söyleyemiyoruz.

Üçüncü beyitte Kubbealtı'nın ciddi şeyleri umursamayıp keyfince hareket eden, bir yerde sebat etmeyen kimse diye açıkladığı "havâyî" kelimesi geçer. Şair gönlüne, yarin kara zülfünü durmadan anarak kendisi gibi havai olduğunu söyler; âşık ile gönül aynı hâle düşmüştür.

Dördüncü beyit gazelin en başarılı tevriyesini taşır. Kubbealtı "berg"i yaprak, "nevâ"yı nağme, âhenk, ses ve nasip, behre diye açıklar; "berg ü nevâ" deyimine de geçinecek şey, maişet anlamını verir. Bülbül gül dalında yapraktan ve nağmeden söz eder; gönül de bülbül gibi "berg ü nevâ"dan dem vurmaktadır. Fakat "bî-berg ü nevâ", yani yaprağı ve sesi olmayan kimse, aynı zamanda geçimliği olmayan yoksuldur; böyle biri geçimliği nerede bulacaktır. Bülbüle ait kelimeler, aşkın yoksul bıraktığı âşığın hâlini anlatmak için kullanılmıştır.

Mahlas beytinde alışveriş dili kullanılır. Kubbealtı "bahâ"yı pahanın eski ve asıl şekli diye verir. Lâl dudak bir öpücüğe karşılık canı alacak olsa, bu fiyat bulunmaz bir fırsattır. Can gibi değerli bir şeyin bir öpücüğe değişilmesini ucuz saymak, âşığın gözünde öpücüğün değerini gösterir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar