Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün

Āḫir deme irgürdi lebüñ va‘desi cānı
Virmez daḫı la‘lüñ dile bu çeşme-i cānı
Göñlüm nice vech ile yatar zülf-i ḫamuñda
Ḫāl-i lebüñüñ dāġıyıla var ḫo nişānı
Cān vir dehen-i la‘line dime bir iki hīc
Ey dil benüm olsun ne ki var ise ziyānı
Ḳanlu yaşumuñ niteligin añdı didüm kim
Çoḳdan bu durur gül-şen-i dil lāle-sitānı
Sırr-ı lebi eşkümle yeter baña Münīrī
Sen kān-ı ḫayāl olduñ ise baḥr-i ma‘ānī

Günümüz Türkçesiyle

1. "Sonunda dudağının vaadi canı (muradına) erdirdi" deme; lâl dudağın gönle bu can çeşmesini hâlâ vermiyor. (Beyit iki türlü okunabilir; bkz. yorum.)

2. Gönlüm senin kıvrık zülfünde nasıl yatıyor (diye sorma); dudağının beninin dağıyla (yanık iziyle) onun zaten bir nişanı var.

3. Ey gönül, onun lâl ağzına can ver, "bir iki hiç" deme; ne zararı varsa benim olsun. (Sevgilinin ağzı yok denecek kadar küçük, yani "hiç"tir.)

4. (Sevgili) kanlı gözyaşımın ne olduğunu sordu; dedim ki: gönül gül bahçesinin lâle bahçesi çoktandır budur.

5. Münîrî, sen hayal madeni olduysan (da), dudağının sırrı gözyaşımla birlikte bana bir anlamlar denizi olarak yeter. (Beytin anlamı tam açık değildir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin üç yüz yirmi dördüncüsüdür (tg 324). Vezin "mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün" kalıbıdır. Ersoy giriş bölümündeki redif listesinde bu gazelin redifini "-İ" olarak verir; kafiye "-ān" sesine dayanır: cān, cān, nişān, ziyān, lāle-sitān ve ma‘ān(ī). Matlanın iki mısraı da "cānı" kelimesiyle biter. Gazel yalnız Vatikan nüshasında bulunur (VT 175a). Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada "cān" kelimesi iki mısraın sonunda tekrar edilir. İlk mısrada dudağın vaadi canı bir yere "irgürmüştür"; ikinci mısrada ise "çeşme-i cān", yani can çeşmesi geçer. Beyit iki türlü okunabilir: âşığa "sonunda muradına erdin" denmemesi istenir, çünkü dudak can çeşmesini hâlâ vermemektedir; ya da vaatlerin âşığın canını tükenme noktasına getirdiği söylenir. Her iki okumada da dudak hayat veren bir pınar olarak düşünülmüştür (bizim okumamızdır).

İkinci beyitte Kubbealtı Lugatı'nın kızgın demirle vücuda vurulan damga, işaret, nişan ve mecazen aşk, elem, keder gibi duyguların verdiği yanıklık, yara diye açıkladığı "dâğ" kelimesi geçer. Sevgilinin dudağındaki ben, âşığın gönlüne vurulmuş bir dağdır; gönül bu damga ile işaretlenmiş olarak zülfün kıvrımları arasında yatar. Dâğ ve nişan kelimeleri arasında bir tenasüp vardır.

Üçüncü beyit sevgilinin küçük ağzına dair bir mazmuna dayanır. Kubbealtı "dehan – dehen" kelimesini ağız diye açıklar ve Fuzûlî'nin "Dehenin derdime derman dediler cânânın / Bildiler derdimi yoktur dediler dermânın" beytini örnek verir; bu beyitte sevgilinin ağzının "yok" olduğu nükteli bir dille söylenir. Münîrî de sevgilinin ağzını "hîç" sayar: gönülden bu ağza can vermesini ve onu "bir iki hiç" diye küçümsememesini ister. Kubbealtı "ziyan" kelimesini zarar diye verir; âşık bu alışverişin zararını üstlenmeye razıdır.

Dördüncü beyitte gözyaşı bir bahçe imgesine dönüşür. Kubbealtı "lâlezar"ı lâle bahçesi diye açıklar. Kanlı gözyaşının kırmızılığı lâleye benzetilmiş, âşığın gönlü bir gül bahçesi olarak düşünülmüştür; kanlı yaşlar bu gül bahçesinin lâlelik kısmıdır. Gül, lâle ve gülşen kelimeleri tenasüp oluşturur.

Mahlas beytinde "kân" ile "bahr" yan yana gelir. Kubbealtı "kân"a maden yatağı ve mecazen bir şeyin çok bol bulunduğu yer, kaynak anlamını; "bahir"e de deniz anlamını verir. Kubbealtı'nın "kân" için verdiği örnekte "kân-ı zer", yani altın madeni geçer. Maden ve deniz, değerli şeylerin çıkarıldığı iki kaynak olarak yan yana getirilmiştir; şair kendini hayal madeni, gözyaşını da anlam denizi olarak düşünür gibidir (bizim okumamızdır). Beytin hangi öğesinin kime ait olduğu tam açık olmadığı için yukarıdaki aktarım kesin değildir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar