Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ṭut ki yön yoḳdur cemālüñ āftābın göresi
Āstānuña ‘aceb yol var mı yüzüm süresi
Dün gice meh-tāb içinde bulup itüñ izini
Şol ḳadar k’öpdüm ḳapardı küllī aġzum yöresi
Yüregümde görüben peykānuñı göñlüm gibi
Şöyle kim cānum sevindi yir bulamaz ṭurası
Va‘de-i ḫām ile ben bī-çāresin ḳıldı helāk
Ḫub idi meh-rūlaruñ olmasa ey dil bu rāsı
Şimdi baġrum ḳanın aḳıdur gözüm her dem Münīr
Ḳalmadı bir ḳaṭre beñzer hergiz āb-ı şūrası

Günümüz Türkçesiyle

1. Diyelim ki güzelliğinin güneşini görmeye bir yol yok; acaba eşiğine yüzümü sürecek bir yol var mı?

2. Dün gece ay ışığında köpeğinin izini bulup öyle öptüm ki ağzımın çevresi baştan başa kabardı.

3. Okunun temrenini yüreğimde, gönlüm gibi (yüreğimin içinde) görünce canım öyle sevindi ki duracak yer bulamıyor.

4. (Sevgili) çiğ (yerine getirilmeyen) bir vaatle ben çaresizi helâk etti; ey gönül, ay yüzlülerin bu "rāsı" olmasaydı iyi olurdu. (Kafiyedeki "rāsı" kelimesinin anlamını kesinleştiremedik; bkz. yorum.)

5. Münîr, gözüm şimdi her an bağrımın kanını akıtıyor; anlaşılan tuzlu suyundan bir damla bile kalmadı.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin üç yüz yirmi altıncısıdır (tg 326). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Kafiye mısra sonlarındaki "r" sesine ve onu izleyen "-esi / -ası" ekine dayanır: göresi, süresi, yöresi, ṭurası, rāsı ve şūrası. Ersoy giriş bölümündeki redif listesinde komşu gazellerin numaralarını verdiği hâlde bu gazelin numarası yer almaz (bizim tespitimizdir). Gazel yalnız Vatikan nüshasında bulunur (VT 175b). Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir tevazu ifadesiyle başlar. Âşık sevgilinin güzelliğinin güneşini doğrudan göremeyeceğini kabul eder; hiç değilse eşiğine yüz sürmenin bir yolunu arar. Güneşe bakılamaması ile eşiğe yüz sürülmesi arasında bir karşıtlık vardır: biri yukarıda, öteki yerdedir. Kubbealtı Lugatı "yön" kelimesine taraf, cihet anlamını verir; mısrada bu kelime "yol, imkân" karşılığında kullanılmış görünür (bizim okumamızdır).

İkinci beyit gazelin en çarpıcı sahnesidir. Kubbealtı "mehtap"ı ay ışığı diye açıklar. Âşık gece ay ışığında sevgilinin köpeğinin izini bulmuş ve onu öyle hararetle öpmüştür ki ağzının çevresi kabarmıştır. Kubbealtı "kabarmak" fiilini Eski Türkçe "kāpar-mak" biçimine bağlar ve şişmek, şişkin bir durum almak diye açıklar; beyitteki "ḳapardı" bu eski biçimdir. Sevgilinin köpeğinin izini öpmek, âşığın sevgiliye ait her şeye duyduğu bağlılığın en aşırı ifadesidir. Kaba sayılabilecek bir ayrıntının, ağzın kabarmasının, şiire bu kadar açık girmesi Münîrî'nin gündelik hayata yakın söyleyişinin bir örneğidir (bizim tespitimizdir).

Üçüncü beyitte Kubbealtı'nın okun ucundaki sivri demir, temren diye açıkladığı ve aynı maddede teşmil yoluyla sevgilinin kirpiği anlamını da verdiği "peykân" geçer. Âşık sevgilinin okunun ucunu yüreğinde, gönlü gibi içinde yerleşmiş görünce sevinçten yerinde duramaz. Yaranın sevince dönüşmesi beytin tezadıdır.

Dördüncü beytin kafiye kelimesi "rāsı"nın anlamını kesinleştiremedik. Kubbealtı'da bu biçimde bir madde bulamadık; "râst" (doğru, düz) ve "re's" (baş) maddeleri ise mısraın sesine ve anlamına tam uymaz. Beytin ilk mısraı açıktır: sevgili yerine getirmediği çiğ bir vaatle âşığı helâk etmiştir. İkinci mısrada ay yüzlülerin bu huyu olmasaydı iyi olacağı söylenir gibidir, ama "rāsı" kelimesinin karşılığı belirsiz kalmaktadır.

Mahlas beytinde Kubbealtı'nın tuzlu, kekremsi, acı diye açıkladığı "şûr" kelimesi geçer. Gözyaşının tuzlu suyu tükenmiş, göz artık bağrın kanını akıtmaktadır. Tuzlu yaştan kanlı yaşa geçiş, âşığın ıstırabının son noktaya vardığını gösterir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar