Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Şol ki boynuma ḥamāyil gibi ṣalmaz ḳolını
Bellüsüz bārī bilür mi ‘acabā biz ḳulını
Reh-ber ol yār işügine yüri var sen de göñül
Gözlerüm yaşı yitürmezse ne deñlü yolını
Da‘vī ḳılduġıçün sūzum ile yandısa şem‘
Yiridür ṭutsa ne idi kesilicek dilini
Dil-i bī-çāre ḳarār eyleyecek yir bulımaz
Hindū-yı zülfüñ oda ṣalduġıçün fülfülini
Şem‘-veş terk-i ser itmek neyidi bārī Münīr
Bir keret görsevüz ol şem‘-i Çigil maḥfilini

Günümüz Türkçesiyle

1. Kolunu boynuma hamâil gibi salmayan o (sevgili), bari bizi kendi kulu bilir mi, belli değil.

2. Ey gönül, sen de yürü, git; yarin eşiğine (giden yola) kılavuz ol, eğer gözlerimin yaşı onun yolunu ne kadar olsa da kaybettirmezse.

3. Mum benim yanışımla yarışa kalkıp yandıysa, dilini kesseler yeridir; ne olurdu (kesseler). (Mumun dili, fitilidir.)

4. Zülfünün Hindû'su (siyah beni) karabiberini ateşe saldığı için çaresiz gönül duracak yer bulamaz.

5. Münîr, mum gibi baştan vazgeçmek de neydi; bari o Çigil mumunun meclisini bir kere görseydik.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin üç yüz yirmi sekizincisidir (tg 328). Vezin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıdır. Ersoy giriş bölümündeki redif listesinde bu gazelin redifini "-ını" olarak verir; kafiye "-l" sesine dayanır: ḳol, ḳul, yol, dil, fülfül ve maḥfil. Gazel yalnız Vatikan nüshasında bulunur (VT 176a). Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada bir giyim eşyası benzetmesi vardır. Kubbealtı Lugatı "hamâil"i sağ omuzdan sol kalçaya kadar uzanıp ucuna kılıç takılan kayış diye açıklar. Âşık, sevgilinin kolunu boynuna böyle bir kayış gibi dolamasını ister; sevgili bunu yapmadığına göre âşığı kulu olarak bilip bilmediği bile belli değildir. Matlanın iki kafiye kelimesi "ḳol" ve "ḳul" arasında bir cinas vardır.

İkinci beyitte gönül yarin eşiğine giden yolda kılavuz yapılır. Kubbealtı "eşik" kelimesinin Eski Türkçede "işik" biçiminde olduğunu belirtir; beyitteki "işügine" bu eski biçimi korur. Gözyaşlarının yolu kaybettirmesi, âşığın ağlamaktan önünü göremediğini ima eder.

Üçüncü ve beşinci beyitler mum mazmunu üzerine kurulmuştur. Kubbealtı "şem'" kelimesini mum diye açıklar ve aynı maddede Leskofçalı Gālib'in mum ile pervaneyi birlikte anan beytini örnek verir. Üçüncü beyitte mum âşığın yanışıyla yarışa kalkmıştır; böyle bir iddianın cezası dilinin kesilmesidir. Mumun alevi bir dile, fitilinin kesilmesi de dilin kesilmesine benzetilmiştir (bizim okumamızdır).

Dördüncü beyit renk ve koku kelimeleriyle kurulmuştur. Kubbealtı "Hindû" kelimesine eski edebiyatta yüzdeki ve vücuttaki ben anlamını da verir; "fülfül"ü karabiber diye açıklar ve divan edebiyatında teşmil yoluyla sevgilinin beni için kullanıldığını belirtir. Zülfün Hindû'su, yani siyah ben, karabiberini ateşe salmıştır. Ateşe atılan biberin yerinde duramaması ile âşığın gönlünün yerini bulamaması arasında bir benzerlik kurulmuş görünür (bizim okumamızdır).

Mahlas beytinde sevgili "şem'-i Çigil"dir. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin "Dîvânü Lugāti't-Türk" maddesine göre Kâşgarlı Mahmud'un eserinde derlenen Türk ağızlarından biri Çigil ağzıdır. Sevgilinin bir Türk boyunun adıyla anılması, onun Türk güzeli olarak düşünüldüğünü gösterir (bizim tespitimizdir). Münîrî "şem'-i Çigil" sözünü divanında başka şiirlerin mahlas ya da son beyitlerinde de kullanır (Türkçe gazellerden tg 189 ve tg 314, Farsça gazellerden fg 25 ve fg 103). Beyitteki "şem'-veş terk-i ser" sözü mum gibi baştan geçmek demektir; mum başındaki alevle yanıp tükendiği için âşık da mum gibi başını vermeye razıdır, ama hiç değilse o mumun yandığı meclisi bir kere görmek ister (bizim okumamızdır).

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar