Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

İrdi beñzer meger ol zülf-i perīşāna ṣabā
Ki düşer ṭaġlara dīvāne gibi bī-ser ü pā
Şol ki baş ḳoşmadı zülf-i siyeh-i yāra göñül
Ne bilür kim nedür āşüftelere bād-ı hevā
Dest-gīr olsa ben üftādeñe demdür keremüñ
Pāy-māl itmedin iñen beni şol zülf-i dü-tā
Niçe bir ver-hem ider baña maḥalleñde raḳīb
İt üni birle kim ölmez ḫo bulur rızḳı gedā
Yā Rab ol ġonca-lebi göre mi bir daḫı Münīr
Esmeden gül-şenine ‘ömrümüzüñ bād-ı fenā

Günümüz Türkçesiyle

1. Saba rüzgârı o dağınık zülfe erişmiş olmalı ki, divane gibi başı ayağı birbirine karışmış hâlde dağlara düşüyor.

2. Gönlünü yarin kara zülfüne bağlamayan kişi, aşkla perişan olmuşlara heves yelinin ne olduğunu ne bilir?

3. Ben düşkünün elinden tutacaksan, kerem etmenin tam zamanıdır; o iki kat zülüf beni büsbütün ayaklar altına almadan yetiş.

4. Rakip senin mahallende bana daha ne kadar öfkelenip sataşacak? İt ürümesiyle kimse ölmez; dilenci de rızkını bulur.

5. Yâ Rabbi, ömrümüzün gül bahçesine yokluk yeli esmeden, Münîr o gonca dudaklıyı bir daha görebilecek mi?

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin beşincisidir (tg 5). Vezin "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir; kafiye "-ā" sesidir: ṣabā, pā, hevā, dü-tā, gedā, fenā. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Şiir üç divan nüshasının üçünde de (VT 99b, VY 79b, Ü 18b), ayrıca iki nazire mecmuasında, Pervâne Bey Mecmuası'nda (PB 33b) ve Edirneli Nazmî'nin Mecma‘u'n-nezâ'ir'inde (MN 20a) bulunur. Ersoy'un kaydettiği nüsha farkları küçüktür: 2. beyitte Viyana nüshası "baş ḳoşmadı" yerine "baş ḳomış idi", Vatikan nüshası "siyeh-i yāra" yerine "siyeh-kāra" okur; 4. beyitte Pervâne Bey Mecmuası "raḳīb" yerine harfleri neşirde eksik basılmış başka bir kelime verir, bu kelime "ḥasūd" (kıskanç) diye okunabilir ve bu okuma bizimdir; Nazmî'nin mecmuasında aynı beyitteki "ḫo" yerine "çü" vardır. 5. beyitteki "bir daḫı" sözü Pervâne Bey Mecmuası'nda yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel baştan sona rüzgâr imgesiyle örülmüştür: matlada "ṣabā" (sabah yeli), ikinci beyitte "bād-ı hevā" (heves yeli), mahlas beytinde "bād-ı fenā" (yokluk yeli). İlk rüzgâr sevgilinin zülfüne değip deliye döner, ikincisi âşığın gönlünü sürükleyen heves, üçüncüsü ise ömrün bahçesini söndürecek olan ölümdür. Rüzgârın bu üç ayrı yüzü bizim tespitimizdir.

Matlada saba rüzgârının dağlarda başıboş dolaşması bir hüsn-i talille açıklanır: rüzgâr sevgilinin dağınık zülfüne dokunmuş, aşka düşmüş ve divane olmuştur. "Bī-ser ü pā" sözlük anlamıyla "başsız ayaksız", yani perişan, ne yaptığını bilmez demektir. Dağlara düşen divane, aşkı yüzünden çöllere düşen Mecnun'u hatırlatır.

İkinci beyitte "bād-ı hevā" deyimi iki anlam taşır. Sözlük anlamıyla "boş heves" demektir; ama "bād" (yel) ve "hevā" (hava) kelimeleri rüzgâr imgesini de sürdürür. Zülfe gönül bağlamamış biri, aşkla perişan olanları sürükleyen bu yeli tanıyamaz. Üçüncü beyitte "dest-gīr" (el tutan, yardım eden), "pāy-māl" (ayak altında kalmış) ve "üftāde" (düşmüş) kelimeleri el, ayak ve düşmek etrafında bir tenasüp kurar. "Zülf-i dü-tā" iki kat, iki büklüm zülüftür. "İñen" eski Türkçede sözlük anlamıyla "pek, çok" demektir ve Münîrî'nin eski kelimeleri kullanmasına bir örnektir.

Dördüncü beyitte bir atasözü havası vardır. Rakip âşığa sürekli öfkelenip sataşmaktadır; şair ise "it üni birle kim ölmez", yani köpeğin ürümesiyle kimse ölmez der. Rakip ite, âşık ise dilenciye benzetilir: dilenci köpek havlasa da rızkını bulur. Bu, sözü bir atasözüyle delillendiren irsal-i mesel sanatıdır. Mahlas beyti bir yakarışla biter. Sevgilinin dudağı goncadır, ömür ise bir gül bahçesidir; yokluk yeli bu bahçeye esmeden önce âşık sevgiliyi bir kez daha görmek ister.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar