Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Gerçi kim dirler cihānda yoḳ durur cāndan leẕīẕ
Hīc ben dimezem aña la‘l-i cānāndan leẕīẕ
Ṭıfl-ı dil āb u hevā-yı ‘ışḳ ile yetişmegin
Şerbet-i zehr-i ġam oldı çeşme-i cāndan leẕīẕ
Va‘de-i ḫām-ı nigāra yaşlarum kār itmedi
Gerçi kim dirlerdi olur mīve bārāndan leẕīẕ
Yetişüp vaṣl-ı nigāra n’ola cān virdiyse dil
Bir daḫı ya‘nī cihānda var mıdur andan leẕīẕ
Senden ayru düşeli cānā Münīrī ḫasteñe
Hīc nesne gelmez oldı āh u efġāndan leẕīẕ

Günümüz Türkçesiyle

1. Gerçi derler ki dünyada candan daha tatlı bir şey yoktur; ben hiç (canı) sevgilinin lal dudağından daha tatlı saymam.

2. Gönül çocuğu aşkın suyu ve havasıyla büyüdüğü için, gam zehrinin şerbeti ona can pınarından daha lezzetli geldi.

3. Gözyaşlarım sevgilinin ham (boş) vaadine işlemedi; gerçi meyvenin yağmurla lezzetlendiğini söylerlerdi.

4. Gönül sevgilinin vuslatına erip can verdiyse ne olur; dünyada bundan daha lezzetli bir şey var mıdır ki?

5. Ey can, senden ayrı düştüğünden beri hasta Münîrî'ne hiçbir şey âh ve figandan daha lezzetli gelmez oldu.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin kırk dördüncüsüdür (tg 44). Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Redif "-dan leẕīẕ"dir (-dan lezzetli); Ersoy'un redif listesi de bu gazeli "-dan leziz" redifiyle gösterir. Kafiye "-ân" sesidir: cān, cānān, cān, bārān, an(dan), efġān. "Cān" kelimesi matlada ve ikinci beyitte iki kez kafiye yerine gelir. Şiir üç divan nüshasında da bulunur (VT 107b, VY 90a, Ü 24a). Aparata göre 1. beyitte "Hīc ben dimezem" yerine Ü "Dimezem ben hīc", 5. beyitte "ḫasteñe" yerine Ü "ḫaste-dil" okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel "tat" düşüncesi üzerine kuruludur ve her beyit neyin neden daha lezzetli olduğunu tartar. Matla halk arasında söylenen "candan tatlı bir şey yoktur" anlamındaki sözle başlar ve ona itiraz eder: âşık için sevgilinin dudağı candan tatlıdır. Halk sözünün alınıp tersine çevrilmesi, TDV'nin Münîrî'nin şiirlerinde atasözü ve deyimleri kullanmasına dair tespitine uyan bir örnektir; sözün bir atasözü olarak tespiti bizim çıkarımımızdır.

İkinci beyitte gönül bir çocuğa benzetilir. "Āb u hevā" sözlük anlamıyla su ve hava, yani iklimdir; "hevā" aynı zamanda arzu, tutku anlamına da gelir. Aşkın iklimiyle büyüyen gönül, alıştığı için gam zehrini can pınarından daha tatlı bulur. Zehir ile şerbet arasındaki tezat, aşkın acısını tatlıya dönüştüren bakışı anlatır.

Üçüncü beyit bir meyve imgesi kurar. Sevgilinin vaadi "ḫām"dır: hem olgunlaşmamış hem de boş, tutulmayan bir söz. Meyvenin yağmurla olgunlaşıp tatlandığı bilinir, ama âşığın yağmur gibi dökülen gözyaşları bu ham vaadi olgunlaştıramamıştır. "Ḫām", "mīve" ve "bārān" kelimeleri arasında bir tenasüp vardır; "ḫām" kelimesinin iki anlamına dayanan tevriye bizim tespitimizdir.

Dördüncü beyitte vuslata erip can vermek, dünyanın en lezzetli şeyi sayılır; aşkta ölümün mutluluk olduğu düşüncesi beyti taşır. Beytin ikinci mısraı bir soru biçimindedir, ama cevabı içinde saklıdır. Mahlas beytinde ise ayrılıkla birlikte bütün tatlar kaybolmuştur; hasta Münîrî'ye artık yalnız âh ve figan lezzet verir. Gazel böylece "lezzet" kavramını dudağın tatlılığından ayrılığın acısına kadar götürür.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar