Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ġam degül düşdiyse na‘l-i esbüñ ey çābük-süvār
Mīḫ-i müjgānumla perçīn itmek āsān bir ḳarār
Merdüm-i çeşme rutūbet ġālib olduġı müdām
Bāġ-ı ḥüsnüñde lebüñden mīveler yir āb-dār
Ḥāżır olmaġa temāşā-yı cemālüñe gözüm
Dīde-bān-ı eşkden ḫālī degül her reh-güẕār
Pertev-i ḥüsnüñ görüp ‘aḳlum ṭaġılsa ṭañ mı kim
Döymedi şevḳ-i tecellī-i cemāle kūh-sār
Türbem üzre dikeli ḳanlu ḫadeñgüñi Münīr
Her gören dir āl şem‘ ile kimüñdür bu mezār

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey çevik atlı, atının nalı düştüyse gam değil; onu kirpiklerimin çivisiyle perçinlemek kolay bir iştir.

2. Göz bebeğime sürekli yaşlık (nem) baskın olduğu için, güzelliğinin bahçesinde dudağından sulu meyveler yer. Beyit iki türlü okunabilir: göz bebeği, gözyaşıyla ıslandığından sulu meyveye düşkündür; ya da sulu, taze dudakları seyrederek beslenir.

3. Gözüm, güzelliğinin seyrine hazır bulunmak için her geçitte gözyaşından bir gözcü bekletir; hiçbir yol gözyaşı gözcüsünden boş değildir.

4. Güzelliğinin ışığını görüp aklım dağılırsa şaşılır mı; dağ bile güzelliğin tecellisinin coşkusuna dayanamadı.

5. Ey Münîr, kanlı okunu türbemin üzerine diktiğinden beri her gören "Kırmızı mumla bu kimin mezarıdır" der.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin kırk altıncısıdır (tg 46). Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir; kafiye "-âr" sesidir: süvār, ḳarār, āb-dār, güẕār, kūh-sār, mezār. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Şiir üç divan nüshasında (VT 108b, VY 90a, Ü 24a), Pervâne Bey (PB 162a) ve Edirneli Nazmî (MN 74b) mecmualarında bulunur. Aparata göre 1. beyitte "müjgānumla" yerine VT "müjgān ile", 2. beyitte "olduġı" yerine PB "olduġça", 4. beyitte "tecellī-i cemāle" yerine VY "tecellīya cemāl-i" okur. Ersoy girişte Münîrî'nin bazı Türkçe kelimelerin ilk hecesinde med yaptığını anlatırken bu gazelin 5. beytindeki "āl" (kırmızı) kelimesini örnek verir: vezin gereği kelime uzun okunur.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir süvari sahnesiyle açılır. Sevgili çevik bir atlıdır; atının nalı düşmüştür. Âşık, kirpiklerini çivi (mıḫ) olarak sunar ve nalın onlarla kolayca çakılabileceğini söyler. Kirpiğin çiviye ya da oka benzetilmesi divan şiirinde bilinen bir benzetmedir; burada âşığın kendini sevgilinin atının ayağı altına sermesi anlamını da taşır.

İkinci beyit eski tıbbın "rutūbet" (yaşlık) kavramını kullanır. "Merdüm" sözlük anlamıyla hem insan hem de göz bebeğidir. Göz bebeği gözyaşıyla hep ıslak olduğu için dudağın sulu (āb-dār) meyvelerine yönelir. "Āb-dār" kelimesi aynı zamanda parlak, taze demektir. Beyit kapalıdır; yukarıda iki okumayı birlikte verdik. Üçüncü beyitte "dīde" (göz) ile "dīde-bān" (gözcü) arasında bir iştikak vardır. Gözyaşları, sevgilinin geçebileceği her yolda bekleyen gözcülere dönüşür.

Dördüncü beyitte Hz. Musa'nın Tur dağında Allah'ı görmek istemesi ve tecelli karşısında dağın parçalanması olayına telmih vardır; bu Kur'an'da anlatılan bir kıssadır. Telmihin tespiti bizimdir. Dağ bile tecelliye dayanamadığına göre, âşığın aklının dağılması doğaldır. "Ṭaġılmaḳ" (dağılmak) ile "ṭaġ" (dağ) arasındaki ses oyunu, Farsça "kūh-sār" ile ikinci mısraa taşınır; bu ses ilgisinin tespiti de bizimdir.

Mahlas beyti âşığın ölümünü hayal eder. Sevgilinin kanlı oku âşığın türbesine dikilmiştir ve görenler onu türbede yakılan kırmızı bir mum sanır. Ok ile mum arasındaki biçim benzerliği ve kanın kırmızısı imgeyi kurar. Ersoy'un med örneği olarak gösterdiği "āl" kelimesi bu mısradadır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar