Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Tīġüñ üzre görinen cevher degüldür Ḫüsrevā
Cān deminde nāḫun-ı ‘uşşāḳ irüpdür hep aña
Serv ḳaldı ṭurduġı yirde ḳuru aġaç gibi
Ḳaddüñe öykünmegin şol deñlü let k’urdı ṣabā
Ṭıfl-ı eşküm ḳan ile olmışdur ey dil müttehem
Redd iderse gözlerüm merdümleri anı n’ola
Cān-ı şīrīnüñ gerekse saña ey dil key ṣaḳın
Ġamzesine ḳarşu varma görinü gelmez ḳażā
N’ola zülfüñe giriftār isem ey bedr-i Münīr
Her kişi bir derde olmışdur cihānda mübtelā

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey Hüsrev (güzellik sultanı), kılıcının üzerinde görünen şey cevher (çeliğin dalgalı deseni) sayılmaz; can verme anında âşıkların tırnakları hep ona erişmiş, izini orada bırakmıştır.

2. Saba rüzgârı, senin boyuna öykündüğü için serviyi öyle dövdü ki servi durduğu yerde kuru bir ağaç gibi kaldı.

3. Ey gönül, gözyaşı çocuğum kan dökmekle suçlanmıştır; gözlerim (gözbebeklerim, insanlarım) onu kovup geri çevirirse buna şaşılır mı?

4. Ey gönül, tatlı canını istiyorsan sakın onun bakışının karşısına gitme; kaza görünerek gelmez.

5. Ey Münîr'in parlak dolunayı, zülfüne tutulmuşsam ne şaşılır; dünyada herkes bir derde mübtela olmuştur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin sekizincisidir (tg 8). Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir; kafiye "-ā" sesidir: Ḫüsrevā, aña, ṣabā, n'ola, ḳażā, mübtelā. "Aña" ve "n'ola" kelimelerinde kafiye yalnız son sesle kurulur. Şiir Vatikan (VT 100b), Viyana (VY 81a) ve İstanbul Üniversitesi (Ü 19a) nüshalarında, ayrıca Pervâne Bey (PB 14b) ve Edirneli Nazmî (MN 4b) mecmualarında bulunur; aparatta nüsha farkı gösterilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir. Mahlas son beyitte "Münīr" biçiminde geçer.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin ana teması sevgilinin öldürücü güzelliği ve âşığın bu güzelliğe mahkûm oluşudur. Matlada sevgili "Ḫüsrev" diye anılır; bu ad sözlük anlamıyla eski İran hükümdarlarının unvanıdır ve divan şiirinde sultan ya da güzellik padişahı yerine kullanılır. Kılıcın üzerindeki "cevher", sözlük anlamıyla iyi dövülmüş çeliğin yüzeyinde görünen dalgalı desendir. Şair bu deseni, can verirken kılıca tutunan âşıkların tırnak izleri diye açıklar. Gerçek bir görüntüye şairane bir sebep bulunduğu için beyit güzel bir hüsn-i talil örneğidir.

İkinci beyitte servinin kuru bir ağaç gibi kıpırdamadan durması, sevgilinin boyuna öykündüğü için saba rüzgârından dayak yemesine bağlanır. "Let urmak" deyimi sözlük anlamıyla dövmek, sopa atmak demektir. Saba burada sevgilinin hakkını koruyan bir bekçi gibidir.

Üçüncü beyit, tevriyeye dayanır. "Merdüm" kelimesi sözlük anlamıyla hem gözbebeği hem insan demektir; "ṭıfl-ı eşk" (gözyaşı çocuğu) ise divan şiirinde gözden doğan yaş için kullanılır. Kanlı gözyaşı "kan dökmek"le suçlanınca gözün insanları, yani gözbebekleri, onu kovarlar; gözyaşının dökülüp gitmesi bu kovulmayla açıklanır. Kanlı yaş ile kan suçu arasındaki bu oyun bizim tespitimizdir.

Dördüncü beyitte âşık kendi gönlüne öğüt verir: sevgilinin bakışı kaza gibidir ve kaza haber vererek gelmez. Mısraın ikinci yarısı bir atasözü söyleyişiyle kurulmuştur. Mahlas beytinde "bedr-i Münīr" tamlaması iki türlü okunabilir: "Münîr'in dolunayı" ve "parlak dolunay". "Münīr" kelimesi sözlük anlamıyla ışık saçan, parlak demektir; şair mahlasını dolunayın sıfatı gibi kullanarak bir tevriye yapar. Son mısra, herkesin dünyada bir derde düştüğünü söyleyen genel bir hükümle biter ve beyitte irsal-i mesel kurar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar